Deliler hiçbir zaman yeterince dikkatli bir izleyici kitlesi bulamamış, yaratamamış ya da edinememiş insanlardır. Bu da izleyici kitlesinin ne işe yaradığını düşündürten bir durumdur ve bize ilk izleyici kitlesinin aile olduğunu hatırlatır.
Birinin deli olduğunu ne düşündürür bize? Aklımıza bu kelimenin gelmesine sebebiyet verecek ne tür bir kimlik performansı sergilerler?
Neden "gaddar", "gürültücü", "rezil", "vahşi", "eksantrik", "mütehakkim", "tuhaf", "suskun", "istismarcı", "heyecanlı" değil de "deli"?
En bariz soruyu soracak olursak, deliler kiminle karşılaştırılır? Bu yargıyı, bu özgül kelimeyi kullanmamıza neden olan standartlar nelerdir?
Yazmak bir terapi çeşididir; bazen yazmayan, beste veya resim yapmayan insanların, insanlık durumumun özündeki delilik, melankoli, korku ve panikten nasıl kaçabildikleni aklım almıyor.
Varsayımım şu ki, bazen -belki de çoğunlukla-deneyimlediklerimizden ziyade deneyimlemediklerimiz hakkında daha fazla şey bildiğimizi düşünürüz; deneyim yaşamama tecrübesine taktığımız ad "hüsran"dır. Mesela psikanaliz seanslarında, insanların yaşadıkları deneyimleri anlatırken yaşayamadıkları deneyimlerden bu kadar çok bahsetmeleri ve mahrum kaldıkları şeyler hakkında bu denli otoriter, tutkulu ve kendinden emin bir tavırla konuşmaları bana çarpıcı geliyor.
Annenle baban sikip atar seni.
Böyledir hep, bu olmasa da niyetleri.
Doldururlar seni kendi kusurlarıyla,
İlave de yaparlar sırf senin hatırına.
Onlar da vaktiyle sikilip atılmıştı ama
Eski tip şapka ve ceketli budalalarca
Kimi zaman tatlı-sert geçinip giden
Kimi zaman saç saça baş başa giren.
İnsan insana devreder sefaleti.
Giderek derinleşir kıta kabuğu gibi.
Çıkıp git oradan bir an önce
Ve çocuk yapma sakın sen kendin de.
PHILIP LARKIN