“Ah, gençlik! Gençlik gibisi var mı? Gençliğin cahilliğinden söz etmek çok saçma. Bugünlerde fikirlerini saygıyla dinlediğim insanlar, yalnızca benden hayli genç olanlar. Sanki benim önüme geçmişler hibi hissediyorum. Hayat, en son harikasını onlara sunmuş. Yaşlılara elince, ben yaşlılarla hep fikir ayrılığına düşerim. Bunu bir ilke olarak yapıyorum. Eğer onlara dün meydana gelmiş bir şey hakkındaki fikirlerini sorsan, sana hâlâ 1820’lerde geçerli olan görüşlerden bahsederler, hani herkesin uzun çoraplar giydiği, her şeye inandığı ve hiçbir şey bilmediği günler.”
“Ah, gençlik! Gençlik gibisi var mı? Gençliğin cahilliğinden söz etmek çok saçma. Bugünlerde fikirlerini saygıyla dinlediğim insanlar, yalnızca benden hayli genç olanlar. Sanki benim önüme geçmişler hibi hissediyorum. Hayat, en son harikasını onlara sunmuş. Yaşlılara elince, ben yaşlılarla hep fikir ayrılığına düşerim. Bunu bir ilke olarak yapıyorum. Eğer onlara dün meydana gelmiş bir şey hakkındaki fikirlerini sorsan, sana hâlâ 1820’lerde geçerli olan görüşlerden bahsederler, hani herkesin uzun çoraplar giydiği, her şeye inandığı ve hiçbir şey bilmediği günler.”
Hani bazı günler vardır. Canınız sıkılır böyle Televizyon karşısına geçip kanallar arasında dolanırsınız. Hava boğar o an insanı yapacak bir şey yoktur. Sadece öyle kanallar arasında dolanırsınız sonra bir film gözünüze takılır. Bir sahnesi sizi meraklandırır.Sonra o merak sizi filmin sonuna kadar götürür.
Sonra film bitince bu film araştırma yaparsınız. Neden hiç bu kadar güzel film duyulmamış ve konuşulmamış dersiniz. İşte bu kitap öyle bir izlenim bırakan bir eser. Çamurda keşfedilmeyi bekleyen bir elmas adeta. Japon edebiyatına ufak ufak giriyorum artık Murakami'den sonra ikinci Japon yazarım olan Mişima beni aldı götürdü resmen. Okurken zaman ve mekandan soyutlandım.
Bir Maskenin İtirafları aslında her insanın söylemekten korktuğu şeylerin, almaktan korktuğu kararların ve gizlemek zorunda kaldığı dürtülerini anlatıyor. Ben okurken aklıma sürekli Albert Camus'un Yabancı kitabı geldi. İki eserdeki ortak nokta Toplum ne söyler tabusudur.
Ana karakterin kendi tercihlerini sürekli toplum tarafından taşlanacağını düşünmesinden dolayı bastırmak istemesi bize maskenin arka yüzüne götürüyor. Aslında kimse olmak istediği gibi değil hepimiz maske takıyoruz. Biri sürekli siyahı sevdiğini söylüyordur ama bulunduğu ortamdan gelecek tepkiden dolayıdır aslında bakarsanız belki de pembe en sevdiği renktir.
Toplumun düşünsel tabuları yüzünden yapay bir rol modellemesi çizen her birey maske takarak topluma ayak uydurmaya çalışıyor. Aslında maskenin arkası yani bireyin iç dünyası ürkeklikten dolayı kapkaradır ve hayata olan inancını sömürmektedir.
Biri maskeyi çıkartıp fitili ateşlese çoğunluk büyük ateşi yakmak için fazla beklemeyecektir. Yoksa toplum taklitçi bireylerin artışı yüzünden doğru ile yanlışı ayırt edemeyecek hale gelecektir...