Fakat bu da geçecekti , "elbette buna da alışırım." diyordu. İnsan nelere alışmaz ki...
Zaten 'hayat' dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi, bu 'alışmak' değil miydi? en sevdiğimiz mahlukları bile kaybetmeye alışmıyor muyuz? günlerce, aylarca, senelerce görmemeye; mutlak, kat' i bir gurbet içinde yaşamaya alışmıyor muyuz?
"yarınlar hep güzel olacak denir? oysa bugünler, dünün yarınları değil midir?"
ölümü beklemenin, ne zaman öleceğini bilmenin, ölümün kendisinden daha acı olduğunu insana yoğun bir şekilde hissettiren victor hugo başyapıtı.
hayattaki en kötü hislerden biri olsa gerek çok kısa bir zaman sonra öleceğini bilmek. gözünün önünden geçen bir ömür, pişmanlıklar, kısacık bir zamana sığdırılan ve sığdırılamayan yaşantılar ve artık hayal edememek... insanı ayakta tutan hayalleri değil midir? en kötü zamanlarında bir hayale sığınıp yaşamak için nedenler bulmaz mı kendine? o hayalin gerçekleşmeyeceğini bilse bile. böyle bir şeydir hayal kurmak. ama birkaç gün sonra öleceğini bilen biri ne hayal kuracak ki...
ve en son, kitap bittikten sonra şükrü erbaş'ın şu dizeleri aklıma geldi, kitabı çok iyi özetliyor:
"ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür? bilmek bütün acıların anasıdır."
“Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim, daha değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.”
Sabahattin Ali