Japon Sanatı Kintsugi
Kıymetli okuyucu; kaybettiğin değeri, kırıldığın yerde arama. Yepyeni güzelliklere, yeni başlangıçlara, büyük dönüşümlere, altın dokunuşlara fırsat ver. Tıpkı Kintsugi sanatı gibi…
Hazreti Allah (c.c.) şöyle buyuruyor; “Artık şüphe yok, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Hakikaten her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirâh suresi, âyet 5-6) Âyet-i kerîmenin ışığında konuya daha derin bir bakış açısıyla yaklaşarak, size bu sanattan bahsetmek isterim.
İnsan, hayatın darbeleriyle zaman zaman çatlar, kırılır, dökülür; etrafa saçılır. Ama bütün bunlar, Allah’ın lütfuyla altın bir çizgiye dönüşebilir. Kim bilir belki de kırıklarımız, Rabbimizin “zorlukla beraber kolaylığı” nasip ettiği yerlerdir.
Kintsugi sanatının özü aslında tam da bu. Beş yüz yıllık tarihin kapılarını aralayalım, takvim sayfalarını çevirelim ve 1400’lü yıllara yelken açalım. Yer Japonya, tarih 15. yüzyıl. Japon komutan Yoshimasa’nın çok sevdiği Çin yapımı çay fincanı kırılır. O dönemde, Japonya’da çay seremonisi kültürü yükseliştedir. Çay kaseleri sadece bir eşya değil, âdeta içen kişinin ruhunu ve estetik anlayışını yansıtan bir kimliktir. Komutan, fincanı Çin’e gönderip tamir ettirdiğinde, kaba metal zımbalarla birleştirilmiş olarak geldiğini görür. Bu onarımı estetik açıdan çirkin bulan komutan; Japon zanaatkarlardan, zarif bir yöntem bulmalarını ister. Japon zanaatkarlar, ağaç reçinesi ve altın tozu kullanarak, kırılan parçaları birleştirirler. Eskisinden daha güzel, görkemli hâle gelen fincan, komutanın hoşuna gider. Böylece altın anlamına gelen “Kin” ve birleştirmek anlamına gelen "Tsugi" kelimeleri, “Kintsugi” sanatını ortaya çıkarır.
İz var ama artık daha güçlü
Kintsugi sanatında; kırılan parçalar Japonya’ya özgü bir ağacın öz suyundan elde edilen reçineyle