Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
Hadîs-i şerîfte, “Gıybet zinadan daha şiddetlidir.” buyurulmuştur. “Nasıl olur?” diye sual edilince, “Zina eden tevbe eder; Allah mağfiret buyurur. Gıybet eden ise, gıybet edilen bağışlamadıkça mağfiret olunmaz.” buyrulmuştur. Gıybet, kul hakkına girdiği için kefareti tevbe ve istiğfar ile mağdurdan bizzat helâllik istenmesidir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Kitapzâde

, bir kitap okudu
10/10
·264 syf.·
Beğendi
·
11 günde okudu
·
2025 41. kitabı
Kolektif
9.6/10 · 78 okunma
Sen Benden Daha Alimmişsin İmam-ı Muhammed Hazretleri, İmam-ı Azam Hazretleri'nin büyük talebelerindendir. İmam Muhammed Hazretleri, bir gün talebesine, "Sen, namaz ve oruç meselelerine vakıf mısın?" diye sordu. Talebe "Evet, vakıfım." deyince. "Öyle ise sen, benden âlimmişsin. Zira namaz ve oruçta on iki bin mesele vardır." buyurdu.. Büyük nahiv ve lügat âlimi İmam Kisaî ile fıkıh âlimi İmam-ı Muhammed, 805 senesinde Rey şehrinde aynı gün vefat ettiklerinde, Halife Harun Reşid'in cok üzüldüğü ve "Lügat ile fıkhı Rey'de defnettim!" dediği rivayet edilir.
"Evet" mi "Beli" mi? İncili Çavuş'un memleketindeki akrabalarından bir genç, İstanbul'a gelir ve evinde misafir olur. Genç, bir vezirin yanına girerek ilerlemek ve yükselmek fikrinde olduğunu, İncili'ye söyler. Yardımını ve himayesini rica eder. Eskiden bazı beldelerde "evet" yerine "beli" kelimesini kullanırlar. İncili Çavuş, gencin "beli" dediğini duyunca, önce onu "beli" demekten vazgeçirmeye karar verir. Ertesi gün, genci karşısına alır: "Evladım, İstanbul'da beli demek ayıptır. Burada "evet" demek adettir. Eğer sana birisi bir sey söylerse ona, beli deme, evet de, Tamam mı?" "Beli efendim!" "Şimdi ben sana beli deme, evet de, demedim mi?" "Beli efendim!" "Evladım, burada beli demezler. Öyle söylemek ayıptır. Evet derler, niçin sözümü anlamıyorsun?" "Anlıyorum efendim!" İncili, epey uğraşsa da genci bir türlü "beli" demekten vazgeçiremez. En son: "Anladım... Sen, evet kelimesini bilmiyorsun. Haydi, benimle beraber söyle! Evet, evet, evet!" diye eline tespihi alıp yüz defa "evet" diye gence söyletir. Sonunda sorar; "Simdi öğrendin mi?" "Beli efendim, ögrendim!"
Dinâriyye Meselesi Hayattayken insanoğlunun az ya da çok sahip olduğu malı mülkü vardır. Bunların tasarrufu, bu dünyadayken kişiye aittir. Ölümünden sonra ise geriye bıraktığı maldan, evvela cenaze masrafları karşılanır, ikinci derecede (eğer varsa) borçları ödenir, üçüncü derecede (eğer varsa) kalan malın üçte birini geçmeyecek şekilde vasiyetleri yerine getirilir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra geriye kalan malı (tereke/terike), mirasçılarına taksim edilir. İşte, bu taksimin usulünü anlatan İslâmî Miras Hukuku'na "Feraiz" denir. Fıkıh ilmi ile beraber tefsir ve hadis gibi bütün ser'i ilimlere, Arap lisanı ve belagatine de kâmilen vakıf olan İmam-ı Azam Hazretleri ile alakalı şu kıssa dikkat çekicidir: Kardeşi vefat eden bir kadın, Ebu Hanife rahimehullah'a gelerek "Kardeşim vefat etti ve ondan geriye altı yüz dinar kaldı. Fakat bana bu altı yüz dinardan ancak bir dinar verildi." diye halinden şikâyette bulundu. İmam-ı Azam rahimehullah "Kardeşinin terikesini, vârisleri arasında kim taksim etti?" diye sordu. Kadın: "Talebeniz Davud et-Taî" dedi. Ebu Hanife rahimehullah: "O, haksızlık etmez. Kardeşinizin hayatta olan bir ninesi mi var?" "Evet." "İki kızı mı var?" "Evet." "Bir zevcesi mi var?" "Evet." "Seninle beraber 12 adet de erkek kardeşin mi var?" "Evet." "Öyle ise senin hakkına bir dinar düşer." dedi. Böylece İmam-ı Azam rahimehullah, 600 dinarlık terike ve kız kardeşe düşen bir dinarlık hisseden, diğer varisleri, kadına hiç sormadan meseleyi tespit edip söylemiştir. Bu sebeple bu mesele, fıkıh ilminde "Dinariyye" yahut "Dâvûdiyye" diye meşhur olmuştur.