Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
Hakikaten de insana en güzel yâren, en faydalı dost, iyi seçilmiş kitaplardır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kimlerle Dostluk Edersin? Abdullah ibn-i Mübarek Hazretleri'ne: "Horasan'da kimlerle yârenlik ve dostluk edersin?" diye sordular. Cevaben: "Orada Şu'be ve Süfyân-ı Sevri ile halleşir, onlarla dostluk ederim." dedi. Abdullah ibn-i Mübarek Hazretleri, bu sözleriyle Süfyân ve Şu'be Hazretleri'nin kitaplarını kastediyordu. Çünkü o, hep onların kitaplarını okurdu. Hakikaten de insana en güzel yâren, en faydalı dost, iyi seçilmiş kitaplardır.
Kadı Olmama çabası İmam Merginanî şöyle nakleder: Halife Mansur, kadılık teklif etmek için İmam-ı Azam Hazretleri'ni, Süfyân-ı Sevrî'yi, Şerik'i ve Mis'ar'ı (rahimehümullah) makamına davet etti. Bu zatlar beraberce halifeye giderlerken İmam-ı Azam Ebû Hanîfe "Ben, bir yolunu bulup bu işten kurtulurum, Sevrî yolda kaçar, Mis'ar, deli gibi davranır; amma Şerik, ondan emin değilim, zannederim ki bu iş onun üzerine kalır." dedi. Yanlarında birkaç asker refakat etmekteydi. Hakikaten yolda Süfyân-ı Sevri (rahimehullah) bir bahane ile yolun kenarındaki duvarın arkasına atladı ve sahilde duran mal yüklü bir gemiye sığındı. Kaptana da "Şu duvarın arkasında biri var, 'Kadı tayin edilen, bıçaksız boğazlanmış gibidir.' hadis-i şerifini kastederek beni boğazlayıp kesmek istiyor." dedi. Kaptan da onu, malların altına gizledi. Diğerleri halifenin huzuruna çıkarıldılar. Daha halife bir şey sormadan, Mis'ar konuşmaya başlayıp "Ey Halife, bineklerin, kölelerin nasıl?" diye sordu. Onlar bu hâli görünce, "Bu adam mecnundur." deyip Mis'ar'ı bıraktılar. Mis'ar hâlâ "Ey seyh, sen nesin?" gibi akıldan uzak sorular sormaya devam ediyordu. Halife dayanamayıp: "Çıkarın şunu buradan, bu adam aklını yitirmiş." dedi. Sıra, İmam Ebû Hanîfe Hazretleri'ne gelince o da: "Ben manifaturacıyım, işim bez alıp satmaktır. Küfe halkı, benim kadılığıma razı olmaz." dedi. Halife, onu da serbest bıraktı. Şüreyk ise "Ben çok unutkan birisiyim." dese de halife "Sana biraz çam sakızı yediririz, unutkanlığın gider." deyip onu kadı tayin etti.
Naz u Niyaz Tarihçi ve nazır Ahmed Cevdet Paşa, talebeyken medresede yatılı kalırmış. Kabiliyetli ve çalışkan bir genç olduğu için Şeyhülislam Arif Hikmet, kendisini memur yapmak istemiş. Fakat Cevdet Paşa, bu teklifi kabul etmeyip medresede kalmak istemiş. Bunun üzerine şeyhülislâm şöyle konuşmuş: "Canım, sen hele su memurluğu al da yine burada kal. Ne zaman istersen ayrılabilirsin. Hem o zaman sana bir emekli maaşı da verirler." Cevdet Paşa gülerek "Bu hilebaz dünya, güzeller gibi peşinden koşana naz eder, kendinden kaçanı da kovalar." manasındaki şu beyti söylemiş: Hubân-ı bi vefâ gibi dehr-i desise-baz Nâz ehline niyaz eyler, ehli niyâz'a náz
İlmin Şerefi Fatih Sultan Mehmed'in hocası ve devrin Osmanlı âlimlerinin en büyüklerinden olan Hocazâde'nin babası, ticaretle mesgul, servet sahibi bir kişi idi. Ailesi ve çocukları son derece bolluk ve refah içindeydi. Hocazâde, babasının mesleğini terk edip ilim öğrenmeye yöneldi. Babası, bu isteğine razı olmadı. Bu yüzden babasının gözünden düştü. Babası, kardeşlerine bol bol harcık verirken, Mustafa'ya günde bir akce verirdi. Bu sebeple küçük Mustafa, sıkıntı ve yokluk içinde ilim tahsiline devam etti. Kitap alacak para da bulamıyordu. Buna rağmen o, ilim yolunda, koşturma gayreti içerisindeydi. Elbiseleri yırtık ve yamalı idi, fakat kendisi güzel huylu ve olgundu. Bir gün babası ve kardeşleriyle birlikte Emir Sultan'ın (k.s.) talebesi Veli Şemseddin Efendi'nin konağına gitmişlerdi. Şemseddin Efendi, "Bunlar kimlerdir?" diye sorunca, babası, "Oğullarımdır." dedi. İyi giyimli çocukların yanında sefil giyimli ve mahzun Mustafa'ya bakarak "Ya bu kimdir?" diye sordu. Babası, "O da oğlumdur." cevabını verince, Şemseddin Efendi, "Neden cocuklarına adaletli davranmıyorsun?" diye sordu. Babası, "Bu, diğer oğullarım gibi ticaretle uğraşmıyor, okuyor. Onun için gözden çıkardım." diye cevaplandırdı. Şemseddin Efendi, adamın bu hareketinin yanlış oldugunu anlattıysa, da fayda etmedi. Onlar giderken Mustafa'yı yanına çağırıp "Bu haline bakıp sakın ilim yolundan ayrılma, doğrusu senin yaptığındır. Babanın düşüncesi doğru değildir. İlmin şerefi, seni öyle mertebeye çıkaracak ki, baban şaşıracak, kardeşlerin de kapında hizmetine duracaklardır." diyerek onu teselli etti. Böylece okuma ve ilim öğrenme aşkı artan Mustafa, okudu ve Fatih Sultan Mehmed'in hocası oldu. Sultan, onu Edirne'ye kazasker tayin etti. Hocazâde'nin babasına, oğlunun kazasker olduğu haberi ulaşınca inanamadı.