Akıncılar, düşmanı yumuşatan saldırılardan başka istihbarat ve keşif faaliyetlerinde bulunurlardı. Öyle ki lehçe farklılığını gözetecek kadar yerel dillere hâkim olduklarından, rahatlıkla halkın arasına karışabilirler, düşmanın en mahrem bilgilerini elde edebilirlerdi. Yıldırım gibi hareket ederlerdi.
Onların bu faaliyetleri, Avrupa’da büyük korkuya sebep olduğundan, kendilerince önlemler almışlardı. Meselâ 1534 yılında, Viyana’daki St. Stephen Katedrali’nde, Osmanlı akıncılarının yaklaştığı görülünce çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyet ihdas edilmişti. Aradan yüzyıllar geçmesine, hatta Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilmesine rağmen bu memuriyet devam etmişti. 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince, “Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur!” kararı alınarak iptal edilmişti memuriyet. 400 yıl süren bu mesleğin tarihte bir benzeri yoktur.
Derebeyleri ve krallar, akıncılardan bu kadar korkarken halk umursamaz davranırdı. Hatta gizliden yardımcı bile olurlardı. Harekât sırasında yaralanan akıncı neferlerini gizlice tedavi ettikleri, yiyecek verdikleri bile olurdu.