Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
İbretlikler İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'dan bahsederken diyor ki: "Hz. Allah'ın kullarının hayatıyla ve rızkıyla uğraşmak, çeşitli musibetleri davet eder. Tarih, bunun birçok misallerini ibret gözüne sermiştir. Keçecizade Sadrazam Fuat Paşa, Şam vakasında nice canların, yanmasına, nice ocakların sönmesine sebep olduktan sonra iki yetişmiş oğlu birdenbire öldü. Zavallı adam yandı, yıkıldı, Birkaç kere de yangın belasına uğradı; kalan ömrünü acılar ve hastalıklar içinde geçirdi. Sonunda gurbet diyarında öldü. Hüseyin Hilmi Paşa da bazı mebusların ve söz erlerinin arzusuna uyarak birtakım memurların açıkta kalmasına, geçim derdine düşmelerine ve ne yapacaklarını şaşırmalarına alet oldu. Birbiri ardından iki genç oğlunu kaybederek sonsuz acılar ve kederler içinde hayata veda etti."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peygamberimiz (s.a.v.) İçin Yapılan Ev Yemen meliki Ebu Kerb, sehri ele geçirmek için Medine-i Münevvere önlerine gelir. Tam baskın yapacağı sırada iki Yahudi genç bundan vazgeçmesini, burasının yıllar sonra gelecek nebiler sultanının hicret edeceği yer olduğunu söylerler. Ebu Kerb'in gönlüne Efendimiz'in (s.a.v.) aşkı düşer. Tacını tahtını terk ederek Medine'ye hicret eder. Orada bir ev inşa ettirir. Ömrü yeterse bu evde ahir zaman peygamberini misafir ederek ona yardımcı olacağını ilân eder. Ancak ömrü yetmez. Varislerine, hep bu niyetle ev devredilir. Nihayet o kutlu hicret gününde Efendimiz'in devesi gelip bu evin önüne çöker. Evin sahibi, Ebu Kerb neslinden Ebû Eyyübe'l Ensârî Hazretleri'dir. Böylece yıllar sonra bile olsa Ebu Kerb, Efendimiz'i evinde misafir etme şerefine erer,
İlim mi, Saltanat mı? 8. yüzyılda yaşamış büyük edebiyat âlimlerinden Halil bin Ahmed'e sordular: "İlim mi daha faziletli, saltanat mı?" "İlim..." diye cevapladı. Bunun üzerine tekrar sordular: "Öyleyse âlimlerin, hükümdarların kapısında izdihamla dizilip durmasına, hükümdarların ise âlimlerin ayağına gitmek zahmetini göstermemelerine sebep nedir?" Halil bin Ahmed şöyle cevap verdi: "Bu, âlimlerin hükümdar kadrini bildiklerinden, hükümdarların da ilmin ve âlimin kıymetini, ölçemediklerindendir."
İnsanlığın En Muhteşem Harikası Osmanlı sosyal yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Universitesi profesörlerinden Hutterroht'a: "Osmanlı Devleti, bu kadar geniş toprakları ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray ise Batı'daki en mütevazı bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl bir istir?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht su cevabı verdi: "Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askerî birliğin öğle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır..."
Hamalın Vakarı Asırlarca dünyaya hükmeden ecdadımızın vasıfları, ülkemize gelmiş yabancı seyyahlar tarafından kaydedilmiştir. Bu vasıflardan birisi de vakardır. Bahsedeceğimiz vakar, kuru bit övünme duygusu olmayıp, İslâm bayrağını taşımanın, Müslüman, olmanın verdigi bir iftihar. İngiliz amiral Sir Adolphus Slade bu durumu, hatıratında şöyle anlatıyor: "Türkler, çok azametli ve vakarlı insanlardır. Zira kendilerini İslâm dünyasının bayraktarı ve dünyanın hâkimi addederler. Bu sebepten, toplum içinde bir Avrupalıya veya bir yabancıya açıktan hürmet gösterdikleri görülmemiştir. Çünkü Türk, bizleri asırlardır cizye ödeyen bir tebaa olarak görmüştür. Atalarından öyle öğrenmiş, öğrendiğini de uygulamıştır. Yabancı elçiliklerde çalışan Türkler bile kendilerine maaşlarını ödeyen Avrupalı büyükelçiler geldiğinde ayağa kalkmazlar, o kadar vakarlıdırlar. Avrupalılar, asırlardır gördükleri bu muameleye alışmışlardır, asla yadırgamazlar. Aynı milli vakarı bir hamalda bile görmek mümkündür. Şehre, önünüzden girerler. Siz önden davranmak isterseniz, sizi son derece uzaktan takip ederler ki, beraber olduğunuz anlaşılmasın. Zira Türk, ancak başka bir Türk'e hizmet eder, yabancıya hizmet etmeleri mümkün değildir."