Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
Tıbbın Özü Abbasi halifelerinden Harun Resid'in mütehassis bir doktoru vardı ve Hıristiyan'dı. Bir gün bu doktor ile saraydaki vazifelilerden İbn-i Vâkıd arasında şöyle bir konusma cereyan eder. Doktor: "Sizin kitabınızda, tıp ilmine dair hiçbir şey yok. Halbuki ilim iki nevidir; biri ilm-i ebdân (hekimlik ilmi), diğeri de ilm-i edyân (dini ilimlerdir.) İbn-i Vakıd: "Cenab-ı Hakk, tıp ilminin tamamını, Kur'ân-ı Kerim'de bir âyet-i kerîmenin yarısında toplamıştır." "Nedir o âyet-i kerîme?" "Yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz!' mealindeki âyet-i kerîmedir." "Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretleri tıbbı, kısacık bir cümle içerisinde toplamıştır." "Söyle bakayım, nedir o koskoca tıp ilmini içinde toplayan cumle?" "Mide, hastalığın evi, perhiz ise devanın başıdır.' mealindeki hadis-i şeriftir." Bunun üzerine Hıristiyan doktor şöyle der: "Ne kitabınız ne de peygamberiniz, Claudius'a ("Claudius Galen" eski Roma'da doktorların piri) tıptan bir şey bırakmış!" (Yani, tedavi için doktorlara ihtiyaç kalmamış!)
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Türkmen" Adı Nereden Gelir? Hicretin 300. (912/13) yılında Türklerden 2 bin kişi Müslümanlıkla şereflenmiştir. Bundan dolayı, bu Müslümanlara "İmanlı Türk" (Türk-i İman) denilmiştir. Kelime zamanla söyleyişte hafifleyip, Türkman (Türkmen) hâlini aldı. Türkmen adı o zamandan beri kullanılmaktadır.
Zulmün Azı da Zulüm... Nüşirevån, maiyetiyle ava çıkmıştı. Bir müddet avlandıktan sonra mola verdiler. Yemek için bir av hayvanını kebap yapıyorlardı. Yanlarında tuz olmadığını görünce, getirmesi için en yakın köye birini gönderdiler. Nûşirevân, gönderilen adama: "Tuzu bedeliyle al ki, bedava alma âdeti çıkmasın ve köy, harap olmasın!" dedi. Etrafındakiler: "Bu kadarcık şeyden ne zarar gelir?" diye sorduklarında, Nüşirevån şöyle cevap verdi: "Dünyada zulmün temeli, önceleri azıcık bir seydi. Her gelen, ona biraz ilave etti. Nihayet bugünkü duruma ulaştı. Eğer hükümdar, halkın bahcesinden bir elma yer ise adamları ağacı kökünden sökerler. Sultan, bes yumurta için zulmü reva görür ise askerleri bin tavuğu şişe çekerler. Devri kötü olan zalim, dünyada baki kalmaz; ancak üzerine sonsuz lanetler kalır.
Biliyor musun yavrum, ben hep babanın bana Hazreti Allah’ın bir hediyesi olduğunu hissettim. Her gün, ama her gün, sofraya otururken, “Hanım,” derdi, “bugün hediyen ne bize? Bugün neyle güzelleyeceksin, neyle ferah edeceksin içimizi?” Ben de onun böyle diyeceğini bilirdim ya, her gün ayrı bir heyecanla hazırlardım çorbamızı.
İki İleri Bir Geri Mecnun, Leyla’ya kavuşmak için yola çıkar, bir dişi deveye biner. Tek derdi, bir an önce onun köyüne ulaşmaktır. Fakat deve öyle düşünmez. Onun aklı, geride bıraktığı yavrularındadır. Mecnun dalıp gidince deve geri döner, yavrularına koşar. Mecnun fark edince yeniden çevirir, Leyla’nın yönüne sürer. Günler böyle geçer: İki adım ileri, bir adım geri. Yol hiç bitmez. Sonunda Mecnun dayanamaz, deveyi durdurur ve şöyle der: “Ey deve! İkimiz de âşığız ama yönlerimiz farklı. Sen yavrularına, ben Leylâ’ya. Aynı yolu yürüyemeyiz. Beraberliğimiz ne sana fayda sağlar ne bana. En doğrusu yolları ayırmak.” Bu kıssa, aslında insanın iç hâlini anlatır. Mecnun, ruhu temsil eder. Ruh, Hazreti Allah’a âşıktır ve O’na ulaşmak ister. Deve ise nefistir. Nefis, dünyaya ve onun geçici arzularına bağlıdır. Ruh, Hazreti Allah’a yönelirken nefis, bu yönü dünyaya çeker. Eğer kişi, ikisini ayırt edip karar vermezse ömür boyu yerinde sayar. Mecnun gibi iki ileri, bir geri…