Bir kitabın yazarının bir döneme hüküm sürmüş bir imparator tarafından yazılması aslında okunması için iyi bir sebep . Üstelik bir de hayatla ilgili kendi düşüncelerini kaleme alması kitabın bendeki okunma isteğini fazlasıyla artırdı diyebilirim
Marcus Aurelıus MS 161 -180 yılları arasında Roma İmparatoru olarak görev almış biri . Stoacı felsefenin en önemli savunucularından biri . Epictetos Yunanlı bir köleyken Roma’da Marcus Aurelıus’un kendi felsefesini oluşturmasında kaynaklık etmiş biri . Düşünebiliyor musunuz ? Bir köle günün birinde zincirlerinden kurtulup bir imparatora hocalık edecek konuma gelecek ve bunun ışığında bu başyapıt kaleme alınacak . Gerçekten sıra dışı … Stoacı felsefenin özü ve bu ikilinin üzerinden durduğu ana tema insanların ana amacının doğaya uygun yaşamak olması gerekliliği . Bizi mutlu eden ise bir şeylere sahip olma isteğinden çok onlar üzerindeki yargılarımız olduğu gerçeğidir .
Daha önce bir kitap okurken altınını bu kadar çizdiğim bir metin hatırlamıyorum . Marcus Aurelıus ‘un her bir cümlesi farkındalığımı artırıp olaylara bakış açımı derinden etkiledi . Günlük hayatta karşılaştığımız sorunlar ve onlara yüklediğimiz anlamlar çoğu zaman duygularımızın oluşumunda en büyük etken Neye niçin tepki verdiğimizi düşünüp kaynağıyla ilgili sorgulamalarımızı her gün 1-2 dk boyunca onlara yöneltebildiğimiz ölçüde sanırım her şey bambaşka olacak.
Kitap 132 sayfa ama yoğunluğu sizi düşündürme kudreti o kadar yüksek ki bir satır bir sayfa okuduğunuzda bile hayatla ilgili sorgulamalar hemen önünüzde beliriveriyor .
En sevdiğim alıntılar :
-İyi bir şey yaptığında ve bunun birisine yararı dokunduğunda neden ahmaklar gibi üçüncü bir şey ararsın, neden yaptığın iyiliğin fark edilmesini ya da karşılığında sana iyilik yapılmasını istersin ?
-İntikam