Kür Şad, ölmüş çinli yığınları üzerinde tek başına Çin Kağanlığı'na karşı vuruşuyordu. Yalınkılıçtı. Börkü düşmüş, kaftanı parça parça olmuştu. Göğsü açıktı. Göğsünden , alnından, yanaklarından, boynundan kan sızıyor; fakat o yine vuruşuyor, dövüşüyor, çarpışıyordu.
O şimdi yarı Tanrı gibi bir şeydi. Ölümü de başka türlü olmalıydı. Kırk kahraman birer birer düştükden sonra o hala ayakta idi. Uzun saçları omuzlarında uçuşuyor, gözleri kıvılcımlar saçıyor, kolu yıldırım hızıyla kalkıp iniyor, her inişte bir çinliyi deviriyordu.
En sonra ölüm kızı onun eline bir sağrak sundu. Kür ŞAD bu acı sağrağı gözünü kırpmadan içti. Atının yelesine kapandı. Başını dayadı. Sağ elinde kılıç hala sımsıkı duruyor, sol eli sarkıyordu.
Kür ŞAD ölmüş, fakat attan düşmemişti.
Ölmüş , fakat yenilmemişti.
Alemde sevgiden büyük bir umut da , sevgiden öte bir korku da yoktur . Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir . Sevgilisi olmayan biri , yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir .