Hepimiz birbirimizdeki yansımamıza vuruluyoruz. Güzellik; başkasının aynasında gördüğümüz "kendimizdedir" temalı bir giriş hikayesiyle başlıyor kitap. Santiago, dünyayı gezmek isteyen bir gençtir ancak babasının onun için farklı düşleri vardır. Santiago, cesur davranıp kendi hayallerini yaşamayı seçer ve babası da bu konuda ona mani olmaz. ancak yılların deneyimine sahip olan baba ona bir nasihatte bulunur ve bu nasihat okuyucuya şöyle yansır: " Ne kadar gezersen gez, ne ararsan ara; aradığın uzaklarda değildir. Aradığın tüm güzellikleri yine kendine bulacaksın " İnsanoğlu hep bir şey arar bu dünyada, tam olarak ne aradığını bilemeden.. Aslında aradığı kendindedir , kendi'dir.. Santiago'nun kendini arayışı da böylece başlar ve okuyucu da onunla beraber kendini arar.. Babasından aldığı parayla bir koyun sürüsü alıp çoban olur. Böylece dünyayı gezebilecek aynı zamanda geçimini sağlayabilecektir. Çobanlık yaparken koyunları çok iyi gözlemler ve koyunlardan çok şey öğrenir. Santiago'yu bu yolculuğunda başarılı kılan en büyük özelliği de çok iyi bir gözlemci olmasıdır zaten. Koyunları gözlemlerken çok şey fark eder. Mesela hayvanlar sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için günlük yaşamlarını şekillendiriyorlar ama insan yaşamını sürdürürken her şeyi fark edebilme yeteneğine sahip. Bu farkındalığı kaybederse hayvandan farksızdır. Neyi hedefliyorsan O'nu yaşıyorsun. Koyunların derdi karınlarını doyurmak olduğu için gittikleri yerlerde otlarla alakadar oluyorlardı. Oysa gittikleri yerde çok güzel manzaralar vardı ve bunu fark edebilecek olan, lezzetine erişebilecek olan sadece insanoğludur. Koyunlarla olan bu faydalı ilişkileri devam ederken bir gün Santiago bir rüya gördü ve rüyasını bir çingeneye yorumlattı. Mısır Piramitlerine gitmesi gerektiğini ve orada bir hazine