Avlanma, insanoğlunun bazı fertleri için gerçek bir tutku, yaşam tarzı. Ve aslında bize yabancı değil, tam aksine varoluşumuzdan beri bizimle gelmiş bir içgüdü. Zayıf olanı avlamak ve onunla beslenmek ilk çağlarda insanoğlunun hayatta kalması için elzemdi. Ta ki medenileşene dek. Modern çağlarda, avcılık, bir “hobi” olarak maskelenir oldu. İnsanın yaşamını devam ettirebilmek için et ile beslenmesini elzem bulanlar var. Ama ya kan tutkusu? Avcılığı hobi olarak yaparken, avının korkusundan ve kan kokusundan tahrik olmak, “medeni” mi?
Son Av kitabında Grangé, zengin, aristokrat bir ailenin avcılık tutkusu üzerinden insanın zayıf olana üstün gelme, modern görünüp doğa kanunları ile yaşama gibi arzularını her zaman olduğu gibi sürükleyici bir şekilde ele alıyor. Niemans ile yeniden buluşmamızla başlayan roman, yeni partneri olan Ivana Bogdanovic’i ve aralarındaki ilişkiyi bizlere tanıtıyor. Gayet kısa bir karakter tanıtım (ve Niemans ile hasret giderme) faslından sonra Grangé kitaplarından alışık olduğumuz tempo başlıyor. Açıklanamayan, vahşetin uçlarında gezen ilk cinayet, Alman polisinin disiplini ile Niemans’ın fevriliği kitap boyunca muhteşem bir şekilde çarpışıyor. Ancak kurt komiser roman boyunca adeta bir anti-kahraman olarak uç noktada ne yapılması gerekiyorsa yapıyor ve tecrübelerini sergilemekten çekinmiyor..
Murathan Özlü
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/son-av...
Hikâyecilik, türlü biçimde tanımlanabilir. O tanımlar arasından Karanlıktaki Kadınlar eserine uygun düşen iki tanım var. İlki, yazınsal kurallar ve belli başlı teknikler üzerinde oynamalar yaparak, dünyayı tekrar ve tekrar keşfettirme sanatı. İkincisi, yazar denilen yabancının resmettiği yabancıların bakış açısından, öyle veya böyle yabancısı olunan fikir, olgu veya deneyimlere kapı aralatmak.
Kitapları kendi özellerinde tanımlamaksa okurundan okuruna çeşitlilik gösterecektir. Bu da dolayısıyla öyle veya böyle eksik kalacak tanımlar demek. İyisi mi, son kararı okurlarına bırakmalı ibaresiyle derlemeyi yorumlamak, en uygunu olacak.
Karanlıktaki Kadınlar, Bilgi Yayınevi tarafından, 2018’de yayınlanmış, dokuz yazarın spekülatif kurgu ağırlıklı öykülerinden oluşan bir derleme. Yazarlarıysa derlemedeki öykülerin sıralamasıyla Işın Beril Tetik, Aşkın Zengin Akkuş, Gülbike Berkkam, Orkide Ünsür, Zeynep Çolakoğlu, Seran Demiral, Özlem Ertan, Funda Özlem Şeran ve Nurgül Çelebi Özmen’den oluşuyor.
Cemalettin Sipahioğlu
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/karanl...
Öncelikle Ötüken Neşriyat’tan da bekleyeceğimiz üzere eserin, Türk halklarının bulunduğu yöreler çevresinde şekillendiğini söylemeliyim. Arka kapakta ve yazarın kısa biyografisinde gördüğümüz çevremizde de fark ettiğimiz üzere artık kadim öyküleri anlatacak ne meddahlar ne kahvehaneler kaldı. Ama daha dünya çapında ve ulaşımı daha kolay olan sosyal medyaya günümüz meddahları geçiş yaptı. Artık hikâyeciler meramlarını özellikle Twitter ya da Youtube üzerinden yaptıkları yayınlarla anlatıyorlar. Emrah Ece de bu isimlerden yalnızca biri/ Sosyal medya ilk defa biz okuyucuları mutlu eden bir seyre doğru giderken kaptanlığı üstlenenlerden.
Bozkır Hikayeleri’nde tahmin edebileceğiniz üzere bol bol kurt ve alp var. Türk Edebiyatı derslerinde gördüğümüz bu kahramanlara, hayvanlara, tılsımlı nesnelere dönüp onlarla yolculuğa çıkıyoruz. Eser 164 sayfa ve 56 ayrı hikâyeden oluşuyor. Ben Ayın Yüzündeki Lekeler, Ejderha ve Bahadır, Başkurt Bayramı gibi öyküleri özellikle çok sevdim. Ayın yüzündeki lekelerin nasıl oluştuğunu, Doğu Türkistan’daki İdikut Dağı’nın bir hakanın ejderhayı öldürürken parçaladığı taşlardan oluştuğunu ve Tanrı’nın Türklere verdiği bayramların nasıl da hesabını sorduğunu tek tek öğreneceksiniz. Adı geçen öyküler gibi daha nicesinin olduğunu da unutmamak gerek.
Uygar Özdemir
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/bozkir...