Bozkır Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
243
Gösterim
Adı:
Bozkır Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051558776
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Hikayeler tılsımını kolay kolay yitirmezler. Zaman ve zemin dönüştükçe var olurlar, farklı ağızlarda ve formlarda yaşarlar.
Yazılı edebiyatın ilham kaynağı olan halk anlatılarıyla birlikte varlıklarını sürdürürler. Söylence, mit, efsane, rivayet, masal…
Türlü biçimlerde tekrar tekrar vücut bulurlar. Günümüzün eğlenceleri ve meşgaleleri dahi kolay kolay alt edemez anlatıları. Bir elektrik kesintisinde kıpırdanırlar yahut hikaye anlatılması gerekmişse aniden dökülüverirler
belleğin heybesinden.

Kahvehane köşelerinin meddahları tarihe karışsa da, tiyatrolarda, sokaklarda
hatta sosyal medyada yeni yeni hikaye anlatıcıları, masal anlatıcıları peyda olmaya devam ediyor. Emrah Ece de onlardan birisi. Hikayenin, anlatının alamet-i farikası ağızdan ağıza aktarılırken aktaranın beğenisinden, dimağından süzülmesi, yeniden şekillenmesidir. O da denk geldiği, duyduğu yahut okuduğu hikayeleri, anlatıları, söylenceleri kendi üslubuyla başka kulaklara, gözlere aksettiriyor.

Söylencelerin, hikayelerin ardından bozkırlara, Kaf Dağı’ nın ötesindeki diyarlara uzanan
bir serüven okurlarını yahut “maceracılarını” bekliyor…

Mehmet Berk Yaltırık
Yedikuleli Mansur ve Istrancalı Abdülharis Paşa’ nın yazarı
164 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bozkır Hikâyeleri... Bu kitabın yazılış serüvenine değinmeden olmaz. Türk mitolojisi ve halk hikâyelerine dair bilgisini paylaşmak için yola çıkmıştı Emrah Ece. Derdi Türk kültürünün sözlü ürünlerini meraklısına ulaştırmaktı. Okuduğu kaynakları harmanlayıp, yeniden yorumlayarak özgün hikâyeler üretiyor, bunu da sosyal medya üzerinden anlatıyordu.

Sonra beklenmedik bir şey oldu. Bu hikâyeleri okuyan bir başkasına anlatıyor, haber veriyor, kulaktan kulağa yayılarak fısıltı gazetesi tüm gücüyle, sosyal medyada kendi efsanesini yaratıyordu. Bu efsane o kadar çok ilgi görmeye, sevilmeye başladı ki sosyal medyanın bu hikâye anlatıcısı, akademik camianın da dikkatini çekmeye başlamıştı. Böylece literatüre sosyal medyada hikâye anlatıcısı olarak  yeni bir kavramın girmesine öncülük ederek, akademik çalıştaylara konu olup bildirilerde yer almaya başladı.

Özgün hikâyeleri, yayımladığı mecralarda o kadar çok sevildi ki hiç yayımlamadığı hikâyelerini kitaplaştırması kaçınılmaz oldu. Çok uzun zaman önce yaşamış atalarının ürünlerine dokunmayı, okur çok sevmişti ama bu alanda kolayca okuyabilecekleri kitaplar son derece sınırlıydı. Müdavimi olan okurlarından, bu alandaki boşluğa yeni bir soluk getirmesi isteğiyle geldi kitap talebi. Böylece yazarın arzusunun çok daha üzerinde, okur arzu etti bu kitabı.

Emrah Ece’de bu haklı talebe kayıtsız kalamadı ve hakkını vererek bu eseri Türk milletinin kültür hafızasına hediye etti. Hatta bunu zaman zaman şu şekilde ifade ettiği de olmuştur: “Bir sürü yeğeni olan bir amcayım artık, bir sürü kardeşi olan bir ağabey... Onların okuduklarını gördükçe emeğimin karşılığını peşin peşin alıyorum. Dilaver Cebeci’nin mısraları geliyor aklıma.

      Benim kalemimden kan değil süt damlıyor

      Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum.''

Ötüken Neşriyat'tan çıkan Bozkır Hikâyeleri, mukaddime  kısmının ardından kısa ve orta uzunlukta 56 hikâye ile okura sunuldu. Kitap kapağının tasarımı da yine Emrah Ece’nin kendi ürünü. Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım yazısını ise korku hikâyelerinin nam-ı diğer Gulyabanisi, Mehmet Berk Yaltırık şöyle  yazmış;

 “Hikâyeler tılsımını kolay kolay yitirmezler Zaman ve zemin dönüştükçe var olurlar, farklı ağızlarda ve formlarda yaşarlar. Yazılı edebiyatın ilham kaynağı olan halk anlatılarıyla birlikte varlıklarını sürdürürler. Söylence, mit, efsane, rivayet, masal… Türlü biçimlerde tekrar tekrar vücut bulurlar.  Günümüzün eğlenceleri ve meşgaleleri dahi kolay kolay alt edemez anlatıları. Bir elektrik kesintisinde kıpırdanırlar yahut hikâye anlatılması gerekmişse âniden dökülüverirler belleğin heybesinden."

Kitaptaki hikâyelerin ortak özelliği, Türk Dünyası’nın bir mozaiğini oluşturması. Türk coğrafyasının en uzak yerindeki bir anlatının, evimizde sokağımızdaki anlatı kültüründen farklı olmadığını göstermesi. Çocuklarımıza, gençlerimize bizim yakın ya da uzak coğrafyalardaki motiflerimizi tanıtması. Özellikle gençlere bize dair mitolojik ve fantastik figürleri anlatması, kökleri ile bağ kurdurması.

Gövdesi kuruyan ağacın kökleri, uygun toprak ve suyu bulduğunda yeniden boy verir. Yeniden heybetli bir ağaç olmak için, yıllara, rüzgâra, güneşe direnerek büyür. Emrah Ece de gövdesi kuruyan ağaç misâli, unutulmaya yüz tutan söylence, hikâye vb. türlerin yeniden boy vermek için sığındığı toprak gibi. Unutulmaya yüz tutan hikâye anlatıcılığına modern bir yorum getirerek çoban ateşini yaktı. Bize düşen Emrah Ece gibi isimlerin yeşerttiği fidanı heybetli bir ağaca dönüştürmek. Bu hikâyeleri ne kadar çok okursak tutunduğu toprağı, ne kadar çok anlatırsak yeşermesini sağlayan suyu olacağız. 

Anakronik zamanları yarınlara aktarmak geçmişimize olan bir sorumluluğumuz. O yüzden hikâyelere toprak ve su olmak için kitabı okuyup hikâyeleri anlatmak da okur olarak bizim vazifemiz. 

Emrah Ece
164 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Hepimizin küçükken dinlediği hikayeler vardır. Ve aynı hikayeyi farklı versiyonları ile dinlediğimiz hikayeler de olmuştur.
Bunun nedeni hikayelerin nesiller boyu ağızdan ağıza aktarımlarda kişiye göre biçim alması vb. yüzünden zaman içerisinde değişikliğe uğramasıdır.
Bozkır Hikayelerini bu yönü ile incemek istedim, ki; 'yazılarak iletildiği için' klasikleşmiş halini okuduğumuz bir çok ülke hikayeleri gibi bizim hikayelerimiz de bilinsin. Ve bizim de bir kaç nesil sonra bile her yörede aynı kelimelerle anlatılan klasiklerimiz olsun..
Yazarımız Emrah Ece bu anlamda bildiğim kadarı ile bir ilki gerçekleştirip, 'Keçi boynuzlarının göğe değdiği' zamanlardan,
çok yakın tarihimize kadar Türk Milletinin korkuları, cesaretleri, kahramanlıkları ve övünçlerinde büyüyüp olgunlaşmış hikayelerini kendi üslubu ile kaleme alıp
ağızdan ağıza aktarımlarda ortak dayanak olabilecek bir milat oluşturmuş.
Ve Yaratılış Mitlerine kadar dayanan kimi efsanelerden, devler, cadılar, çobanlar, yolcular ve avcılar gibi gizemli kahramanlara kadar, kahramanlarının korku ve cesaretleriyle yüzleştiğimiz elliden fazla hikayeyi derleyip çok güzel bir eser ortaya çıkarmış..
Ayrıca, aidiyet temelli boy zenginliklerimizi de (Çuvaşlardan, Nogaylara, Tatarlardan, Kırgızlara kadar) işlediği bu hikayelerle başka milletlerin hikayelerini kıyasladığımızda, ne kadar geniş bir coğrafya ve kültür zengini olduğumuz gerçeğini hatırlamamızı da sağlamış.
Benzerlerini dinlediğimiz hikayeleri bu kitaptaki hali ile aktarabilirsek, 'amaç da amaçlanan da' hasıl olacaktır..
Bu anlamda eser için sevgili yazarımıza bir teşekkür ve minnet borcumuz olabilir arkadaşlar.
Keyifle okuyup, okutalım derim..
164 syf.
·10/10
Halk hikâyeleri yoktan var edilemez, sadece yeniden anlatılır…
Alman Grimm Kardeşler 1800’lü yıllarda köy köy dolaşarak topladıkları eski Cermen hikayelerini, şiir ve efsanelerini derleyerek Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel gibi bugün hemen herkesin bildiği o meşhur hikâyeleri “insanlığa” kazandırdılar ve bu kitabın yazımında bana ilham kaynağı oldular. Neden bizim hikâyelerimiz de bilinmesin ki?
Ben bir akademisyen değilim, ilmî bir çalışma yapmış olma iddiam da yok. Grimm Kardeşler gibi köy köy, oba oba dolaşmadım. Fakat akademik makale ve tezlerdeki, bir kardeşimin deyimi ile “okunmayan makalelerdeki” hikâyeleri okuyup, yeniden yorumladım ve kendi lisanımca anlatmaya çalıştım. Bu hikâyelerin yeniden ve yeniden anlatıldıkça Anka kuşu gibi küllerinden doğacaklarını ve ata yurtlar ile aramızdaki zayıf köprüleri perçinleyeceklerini ümit ediyorum sevgili kaari…
Bu kitaptaki tüm hikâyeleri son okuyucu olarak baştan sonra okumak ve düzenlemek zahmetine katlanan Gülcan Havva Eraslan’a, bu büyük yeteneği(!) keşfedip, bu kitabın ortaya çıkışına önayak olan “editörümüss, kıymetlimisss” “Neuzibillah” Göktürk Ömer Çakır Beyefendi’ye, desteğini üzerimden hiç eksik etmeyen değerli dostum “Son Gulyabani” nam korkucu esnafı Mehmet Berk Yaltırık’a, yazmam için beni yüreklendiren aziz dostum Tamer Sağcan’a, yazmak için kıymetli vakitlerinden çaldığım eşim Zeynep ve kızım Gülnihâl’e, beni Ayarsız dergisinden ve sosyal medyadan takip eden okuyuculara -ki onlar hikâyemin asıl kahramanlarıdır- sonsuz teşekkürlerimle…
164 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Bir araştırma-derleme betiğinin yorumuyla karşınızdayım. İran dahil olmayan Asya Türkleri'nden derlenen el öykülerini (halk hikayelerini) okudukça özünüzü o coğrafyalarda sezeceksiniz. Belki bir kamın şöleninde belki de bir Tanrı Dağları'nın üzerinde uçan bürküt olarak belki de Issık Gölü'nün sahilinde güzel Asena'nızla ele dolaştığınızı göreceksiniz. 300 Milyon nüfuslu Türk ulusunun sözlü edebiyatı ne kadar güzel ve etkileyici olduğu su götürmez bir gerçektir. Japonya'nın en ünlü el öyküsü olan ve Ay Savaşçısı: Buzdaki Yürekler filmine esin kaynağı olan Prenses Kaguya'nın Türk varyantı olan Güzel Kız ve Dolunay Aşkı (Kırgız Türk El Öyküsü) bu betikte yer alıyor. Okurken betlerin (sayfaların) arasında kayboldum gittim. Bir gün sözlü edebiyat ürünlerimizin anime ve romanlaştırılmış olarak yeni kuşakların dikkatini çekeceğine inanıyorum. Bu betikteki tek korku temalı öykü ise Üç Avcı ve Orman Tini adlı kurgu öyküdür. Emrah Ece, bu kurgu öyküsüyle korku edebiyatına yeşil ışık yakıyor sevgili okurlar. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Tanrı bizleri Tanrı Dağları'nda buluşturmasını diliyorum."

#BetikEli #BozkırHikayeleri #EmrahEce #BaşkırtEli #ÇuvaşEli #DağlıkAltayEli #DoğuTürkistan #KarakalpakEli #KazakEli #KırgızEli #NogayTürkleri #ÖzbekEli #TatarEli #Tuva #TürkmenEli #ÖtükenNeşriyat
164 syf.
·Beğendi·10/10
Emrah ECE
Bozkır Hikayeleri
Ötüken Yayınları
166 sayfa
Türkistan bölgesinde ortaya çıkan mitolojik içerikli hikayelerin toplandığı güzel bir eser. Gökbörü oyununun nasıl ortaya çıktığı ve bu adı niye aldığı çok güzel anlatılmış. Eser için emek harcanmış. Bu kadar hikayeyi toplamak ve kitap haline getirmek kolay değil.
İçerik bakımından öğretici, eleştirici ve ilk kez duyacağımız birçok hikaye yer almaktadır.
Özellikle Anadolu'da yaygın olan mitolojik hikayelerle benzerlik gösteren mitolojik hikayeler vardır. Örneğin Köroğlu eser de farklı bir şekilde ve Türkistan'a özgü anlatılmış. Ayrıca bu anlatımlar bize şunu göstermektedir; Türkistan'dan batıya Anadolu'ya kadar mitolojik hikayeler bazı değişimlere uğrayarak günümüze kadar gelmiştir.
Eser içerisinde tarihi Oniki Hayvanlı Türk Takviminin oluşumu da mitolojik olarak güzel anlatılmış.
Herşeye rağmen okumak lazım. Mitoloji sevenlere tavsiye ederim.
164 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Sibirya tundralarından Türkistan bozkırlarından Anadolu'ya ulaşan, Dedem Korkut'un kopuzunun nağmelerinin iki kapak arasına sıkıştırılmış hâli gibi güzel bir eserin sonuna az önce geldim.
Emrah Ece, akademik makale ve tezlerden derlediği 56 Türk efsanesine kendi üslûbuyla şekil vererek kaleme almış ve bunları "Bozkır Hikâyeleri" adıyla kitaplaştırmıştır.
Eser; Nogay, Tatar, Türkmen, Başkurt, Uygur, Kazak, Kırgız, Çuvaş, Karakalpak, Altay, Tuva vs. Türk gruplarının efsanelerini içermektedir. Her biri ortalama 2- 3 sayfa olan bu efsaneleri okuması oldukça keyifli.
Anlatılan efsanelerin benzerlerini eminim çoğumuz dedelerimiz ve ninelerimizden duymuşuzdur. Bu yüzden bunlar okuyucuya içerik olarak pek de yabancı gelmeyecektir.
Bu âşinalık ata yurdumuz ve ana yurdumuzla olan bağlarımızın hâlen daha ne kadar sağlam olduğunun ve sağlam kalacağının âdeta ispatı.
Kitap için söyleyeceğim bir başka şey de kitabın kapağına dair. Kapak tasarımını yapan Ali Doğan'ı içerikle bu denli uyumlu bir kapak tasarladığı için ayrıca tebrik etmek gerek.
Uzun lafın kısası bu eseri halkbilimi, tarih ve edebiyatla ilgilenen tüm bireylere tavsiye ederim.
164 syf.
·9/10
Kitaplar ilginç nesnelerdir. Kimi zaman büyük bir ilhamın, kimi zamansa yoğun bir çalışmayla emeğin ürünü olarak kendilerini gösterirler. Elbette ülkemizde basılan kitapların niteliğine baktığınızda bu iki sınıfa da giremeyen pek çok olumsuz örneği gözlemleyebilirsiniz. Lâkin ben size yoğun bir çalışma ve emeğin ürünü olan, kıymetli bir eseri tanıtmaya çalışacağım. Bir kitap olarak toparlanması gerektiğini düşünen, bu konuda kıymetli yazarını sürekli bu konuda yönlendirmeye çalışan biri olarak arkadaşım olduğunu gizlemenin faydası yok elbette. Emrah Ece kendi mirasını oluşturmak için çok çalışmaktan, emek vermekten imtina etmeyen o insanlardan. Bu hususu gözünüzde şu şekilde canlandırmanızı rica ediyorum. Yoğun ve ağır bir mesaide çalışan, aile sahibi bir adam hayal edin. Bu adam evine geldiğinde ailesine harcayabileceği kıymetli zamanının bir bölümünü Türk kültür dünyasının geniş coğrafyasına yayılmış anlatıları bulup, derleyip, değiştirip, kendinden bir şey katıp haftanın belirli günlerinde sosyal medyada bunları yayımlıyor. Bir yandan geniş bir hikâye külliyatı oluştururken öte yandan derlediği hikâyelerin üzerinden anlatımını, üslubunu adım adım geliştiriyor. Öyle bir noktaya geliyor ki, sosyal medyada onu takip eden insanlar, bekledikleri o zaman geldiğinde, sanki bir obada ateşin başına toplanmış gibi hissediyor ve onun anlatacağı yeni hikâyeyi merakla bekliyor. Trodlabundin mahlasıyla twitterda hatrı sayılır bir kitleye ulaşan Emrah Ece'nin Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmış Bozkır Hikayeleri kitabı, işte bu sanal ateşin başında anlatılmış hikayelerden yapılan seçkiler ve eklemelerle ortaya çıkmış bir eser. Uzun süredir belirli bir konuda harcadığı emeğin getirisi olarak, seçkin bir anlatıcı olarak ön plana çıkıyor. Kitabın içerisinde 56 hikaye var. Hikâyelerin ortalama olarak üç buçuk sayfa sürdüğünden, parça parça, yolculuk esnasında, kısa molalarda okuyarak ilerlemek mümkün. Esasen bu okuma şekli, okura büyük bir özgürlük de kazandırıyor. Kitabın boyutları da düşünüldüğünde, örneğin otobüs durağına gelip otobüsünüzü beklerken o kısa aralıkta bir hikâyeyi bitirmiş olabiliyorsunuz. Ağırlığını Kırgız hikâyeleri oluşturuyor olsa da Tuva, Çuvaş, Nogay, Kazak, Altay, Tatar anlatıları ve bunun yanı sıra kurgu hikayeler de mevcut. Hikayelerin zaman zaman korkutup, bazen tebessüm ettiren tarafları olmasının yanı sıra okudukça bir gerçeği de fark etmemize yardımcı olduğuna dikkat etmelisiniz. O da kültürel anlamda bu geniş coğrafyanın sanıldığı kadar birbirinden kopuk olmadığı, kilometrelerce ötede anlatılagelmiş bazı hikâyelerin bizlerin de geçmişi ve kültürüne sızmış olduğu gerçeği. Sözlü edebiyat kanalıyla kültürümüzün hücreleri arasında kılcal damarlar oluşturmuş bu hikâyeleri derlemek, yorumlamak, yeniden anlatmak, emek vermek bunu sevmeyen bir insanın yapabileceği bir iş değil. Yazarın bu anlamdaki başarısının da layıkıyla takdir edilmesi gerekiyor. Sosyal medyada onu takip ediyorsanız, bu kitabı oluşturan anlatıların dışında bir bu kadar dahasını hatta fazlasını paylaşmakta olduğunu görebilirsiniz. Üstelik emeğini taçlandırmak noktasında o kadar çalışkan ve ısrarcı ki, kitabının içeriğini bu denli anlatabilecek güzel kapak tasarımını dahi kendisi yaptığını biliyorum. Elbette kitabın künyesinde kapak tasarımında bir başka arkadaşın adı geçiyor. Ana motivasyonu nedir bilmiyorum. Belki bu hususta emeğini paylaşmak istemiş veya eserin dört bir yanında adının geçiyor olmamasını dilemiş olabilir. Sebebi ve tercihi dışında bu satırların okurlarıyla bu bilgiyi paylaşmaktaki arzum, bir insanın kendi çalışmasına sahip çıkış ciddiyetini göstermekten başka bir şey değil. Bozkır Hikâyeleri, okuruna keyifli, özgür, kolay okuma imkanı sunan takdiri hak eden bir eser. Bunun yanı sıra, araştırmacılar için de el altında tutulması gereken bir kitap. Özellikle Türk kültürü ve hikâyelerine ilgi duyan, kendisini obanın ozanından hikâyeler dinlerken bulmak isteyenler için bulunmaz nimet.
164 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Türk Mitolojisiyle ilgilenen bizim gibi amatör okuyucular için pek keyifli bir kitap olan "Bozkır Hikayeleri", içerisindeTürk illerinden muhtelif hikâyeleri barındırıyor. Altaylar'dan Tıva'ya, Başkurdistan'dan Kazakistan'a, Doğu Türkistan'dan Kırgızistan'a; Türk destan dünyasında bir gezintiye çıkıyorsunuz...

Yazar Emrah Ece, bu hikayeleri kaleme alırken yola akademik olan, halkın pek haberdar olmadığı ve sadece akademik çevrelerde sınırlı kalan metinleri, halkın dilinde tekrar işleyerek onları anlatıyor. Yazarın hikayelerdeki dili kıvrak, renkli, okurken en ilgisiz okuyucuyu bile hikayelerin içerisine çekecek bir destan anlatıcısının dili oluyor.

Yine en önemli olarak Emrah Ece, milli kimliğin inşasında örneğin Almanlar'ı inşaa eden metinlerin en önemlilerinden birisi olarak "Grimm Masalları"nı görür ve bu düşünceden yola çıkarak bu halk hikayelerini yeniden ele aldığını belirtir. Ece'nin yaptığı iş burada önem kazanıyor.

Özellikle kimliksizlik içerisinde çalkalanan gençliğimiz, diğer milletlerin mitlerine, destanlarına hayranlık besleyip onları ilgiyle okurken, kendi milletinin muhayyilesinde meydana gelen bu metinlere eğilirse, milli kimliğin menbaından sağlam şekilde beslenebilecektir. Bu düşünceyle hikayeleri tekrar işleyen Emrah Ece'ye teşekkür ederim. Umarım bu hikayelerin devamı gelir ve biz de zevkle okumaya devam ederiz.
Kişioğlunun başına ne gelse uykudan gelirmiş
derler, bahadır uykuya dalınca korkulu bir düş gördü,
düşünde kıvranıp dururken ayağı su tulumuna çarptı ve
tulum yere devrilip bağı çözüldü, ölümsüzlük suyunun
tamamı yere dökülüp ağaçların köklerine ulaştı. O gün
bugündür çam ve köknar ağaçlarının yaprağı hiç solmadı.
.. Güzel kız kendini o kadar yalnız ve çaresiz hissetti ki gökyüzündeki Dolunay ile konuşmaya başladı..
"Beni de yanına alır mısın.." dedi.
O zaman Ay düşündü " Gece boyunca yıldızlardan başka bir şey görmüyorum, şu kızın yüzü benimki kadar beyaz ve parlak. Bu aydınlığı dünyanın çileleri ile karartmasın.." dedi ve kolunu uzatıp kızı yanına aldı.
Derler ki gözleri Ay'a bakıp güzel kızı görebilecek kadar keskin olanların yüzü güzelleşirmiş..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bozkır Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051558776
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Hikayeler tılsımını kolay kolay yitirmezler. Zaman ve zemin dönüştükçe var olurlar, farklı ağızlarda ve formlarda yaşarlar.
Yazılı edebiyatın ilham kaynağı olan halk anlatılarıyla birlikte varlıklarını sürdürürler. Söylence, mit, efsane, rivayet, masal…
Türlü biçimlerde tekrar tekrar vücut bulurlar. Günümüzün eğlenceleri ve meşgaleleri dahi kolay kolay alt edemez anlatıları. Bir elektrik kesintisinde kıpırdanırlar yahut hikaye anlatılması gerekmişse aniden dökülüverirler
belleğin heybesinden.

Kahvehane köşelerinin meddahları tarihe karışsa da, tiyatrolarda, sokaklarda
hatta sosyal medyada yeni yeni hikaye anlatıcıları, masal anlatıcıları peyda olmaya devam ediyor. Emrah Ece de onlardan birisi. Hikayenin, anlatının alamet-i farikası ağızdan ağıza aktarılırken aktaranın beğenisinden, dimağından süzülmesi, yeniden şekillenmesidir. O da denk geldiği, duyduğu yahut okuduğu hikayeleri, anlatıları, söylenceleri kendi üslubuyla başka kulaklara, gözlere aksettiriyor.

Söylencelerin, hikayelerin ardından bozkırlara, Kaf Dağı’ nın ötesindeki diyarlara uzanan
bir serüven okurlarını yahut “maceracılarını” bekliyor…

Mehmet Berk Yaltırık
Yedikuleli Mansur ve Istrancalı Abdülharis Paşa’ nın yazarı

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Nabi Çelebi
  • Bleda Gençay SÖNMEZ
  • Özkan KAYA
  • Hamza KILIÇ
  • Fethi Gürce
  • Burak Tetik
  • Hakan YILDIRIM
  • Özlem
  • Ömer
  • merih

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%80 (8)
9
%20 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0