Günümüz Anayasası’nın 66. maddesi, 1920’ler dönemi Atatürk’ün ileri sürdüğü düşünce sistemine ve görüşlere tamamen ters düşen, ülkemizi çokkültürlü bir yapılaşmaya doğru şartlandıran izleri taşımaktadır. Bu da, ulus-devlet inşası sürecinden bir sapmadır.
Saka Türklerinin bir kalıntısı olan Zazalar, günümüzde üç milyona yakın bir kitleyi oluşturmaktadır. Ancak, PKK ve yan kuruluşları Zazaları Kürtlerin alt-grupları olarak kabul etmekte, yanlarına çekmektedir. Bu yaklaşıma ne yazık ki, bir devlet kuruluşu olan TRT de alet olmakta, eğitim-öğretim programlarını bu çerçeve içinde yürütmektedir.
Cemaatçiler, “ümmet” çatısı altında çokkültürlülük imajını dünya görüşü ve felsefelerinin bir parçası olarak görmektedirler. Bu nedenle de toplum bireylerini dil, kültür ve tarih bilincine dayalı bir ortak paydada birleştirmek isteyen ulus-devlet sistemine karşıdırlar.
Dönemin Başbakanı (2008); “Türk, Kürt, Çerkez, Laz aklınıza ne gelirse hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında bir ve beraber olacağız. Alt kimliklere karşı saygı duyacağız. Ancak, hepimizin bir üst kimliği var. Nedir o? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız” diyerek, “Kurucu Kültür” veya “Asli Unsur” konumunda “Türklük” gerçeğini “öteki” konumuna getirmekte, alt kültür kategorisinde sıralamaktadır. Ona göre “Üst Kültür” ise “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”dır.