Otuz iki yıl, her gün, hiç usanmadan, yorulmadan, vazgeçmeden, boyumdan ve ağırlığımdan büyük, geçmişten ve gelecekten fazla içtim. Tıpası çekilmiş bir küvet gibi doldurup boşalttım kendimi. Bir şişe ateş suyu için topraklarına ihanet eden Kızılderililerle akrabalığımı kanıtlayacak kadar, hatta Jack London kadar içtim. Ama ölmedim. Yaşamam gerektiği için değil. Sadece ölemediğim için...
Çaresizdim, ama ne kadar çaresiz olduğumu yeni fark etmeye başlamıştım. Kendimle ilgili hala hiçbir şey bilmiyordum, diğerlerinden farklı olduğum gerçeği dışında. Beni farklı kılan şeyin ne olduğuna ya da neden böyle olması gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu.
Tanrı hayattır. Tanrı yaşamın kendisinin ifadesidir. "Seni seviyorum Tanrım" demenin en iyi yolu, yaşamınızı en iyisini yaparak yaşamanızdır. "Teşekkür ederim Tanrım" demenin en iyi yolu, geçmişi özgür bırakarak, anda yaşayabilmek, şimdi ve burada olabilmektir.