İsteyerek ölen kişi ile istemeden ölen insan arasında, temelden, kökten bir fark vardır:-
İlki, herşeyin ötesine geçmiş olmakla, huzurludur; ötekiyse, hiçbirşeyi çözememiş olmakla, huzursuz...
"Bitmiyen sükûnlu gece" ile "kabir azabı" arasındaki fark da bu farkta yatsa gerek...
Ktap okumanın kendisi de başlı başına bir iştir. Üstelik hiç de kolav bir iş değildir. Ciddi anlamda kitap okumaktan bahsediyorum. Metin Erksan, "Kitap okumak dünyanın en zor işidir oğlum," derdi. Yani bir kitabı baştan sona bitirmek... Kendisi çok dikkatli okurdu rahmetli, bazı satırların altını cetvelle çizerdi. Ben de hep altını çizerek çalışırım, dipnotlara çok meraklıyım. Dipnotlardan yeni kitaplara akarım. Şimdilerde elektronik bir tarayıcım var. Bu bir kalem aslında. Kitaba tutuyorsun, bilgisayarına Word formatında yazıyor. Bir yerden bir paragrafı çat diye alıyorsun, nereden aldığın da belli. Böyle böyle bir veri bankası oluşuyor; bir tür alıntı havuzu... Bu, bugüne dek beni çok yoran bir uğraştı; şimdi söz konusu kalemin hayatımı kolaylaştırmasını umuyorum.
Sinema bir yönetmen sanatıdır. Tüm oyuncular, senaristler, kameramanlar, set çalışanları, herkes yönetmenin düşüne hizmet eder. Yönetmenin kurduğu dünyanın gerçekleşmesi ve seyircinin buna inanması için orada bulunurlar. Yönetmen ise sette herkese yardım eden insandır. Bir film yapmak, herkesin uyum içinde birbirini tamamladığı, birinin dahi eksik ya da geride kalmasının kabul edilemeyeceği zorlu bir maratondur. Yönetmen, bir orkestra şefi gibi tüm esere hâkim, başkemancı ya da piyanist kadar işinin ehli, çalınan eserin bestecisi kadar da bilgili ve işin ustası olmak zorundadır.