Mahmure

Mahmure
@Kemalisthatun
"Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
71 kütüphaneci puanı
220 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
İnsanın benliği vardır. Din, kendi dünya görüşünü bulamayan, dolayısıyla kendini tanıyamayan, insanlara yardımcı bir niteliktedir. Amaç değildir, araçtır. Çünkü bu tür insanlar dine görüş mahiyetiyle değil kavram suretiyle yaklaşır. Dinler kavramsallaşmıştır. Bir Müslüman ile geleneksel Afrika dinine mensup bir insanın ahlâkı ele alış biçimi aynı değildir. Burada ''dinlerin bütünsel ahlâk yaklaşımı''ndan söz edilebilir mi? Hayır. Yalan söylememek, iftira atmamak, hak yememek gibi dinler içinde günah sayılan durumlar dinler öncesinde de evrensel ahlâk dediğimiz duruma tekabül eder. Din yaşam şeklidir kesinlikle, doğru. Ahlâk da bunun içindedir doğal olarak. Tam da bahsettiğim sıkıntı burada. Birçok insan kendi dünya görüşünü yüksek çoğunlukla çevresel nedenlerden din olarak yaşıyor, yani inandığını sandığı dine ayak uydurmaya çalışıyor. Dini, kendi dünya görüşleriyle yorumluyor ki ona ayak uydurabilsin. Bu, inanç boyutundaki ahlâkını tamamen yıkıyor. Bakarsanız dinler, yüzyıllara göre şekil almakta. Ahlâkın ele alınış biçimi de değişiyor. Ahlâk, din boyutuna indirgenemez. Şehvetin esiri olmasının tam aksine şehvet, ahlâkın esiridir.
Murat isimli okura yanıt verildi
Mahmure
Evet o yönden bakınca bir bakıma öyle, mesele çoğu zaman ahlâkın kimin adına ve hangi meşruiyetle konuştuğu. Emanet iradelerle meşgul oluyoruz.
Reklam
Albastı, "Bir Annenin Kabusu"
Albastı, Türk mitolojisindeki kötü karakterlerden biridir. Lohusa kadınların ve bebeklerin korkulu rüyası olan Albastı; Türk coğrafyasında, Orta ve Doğu Anadolu'da varlığını sürdürmektedir. Al,
Mitoloji
Mahmure
"Diğer hemcinslerinden farklı olarak lohusanın ciğerini değil insanın 'kut'unu (ruhunu) götürmek ile görevlidir."
Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene! Ne mutlu Türk'üm diyene!
Mahmure
Eskiden farklı düşünen insanlarla tartışmak bana çok keyif verirdi. Fikirler çarpışır, yeni bakış açıları doğardı. Ama son zamanlarda bazı "solcu" diye tanımlanan kesimlerde bir şeylerin çok değiştiğini hissediyorum. Sanki amaç düşünmek değil karşısındakini ezmek olmuş. Her milliyetçi fikri hemen ırkçılıkla, her millî değeri faşizmle etiketlemek kolay geliyor onlara. Ben milliyetçiliği bir üstünlük değil aidiyet meselesi olarak görüyorum. Bir ülkenin geçmişine, diline, kültürüne sahip çıkmak neden bu kadar rahatsız edici geliyor? Herkes kendi halkının iyiliğini ister. Bunu Price denklemiyle de yazmıştım. Ne mutlu Türk'üm diyene lafını sorgulayarak laf dalaşıyla uğraşıyor olmak beni gerçekten yoruyor. Ben de bir zamanlar -ortaokulda- sosyalizmin adalet fikrine inanırdım, hâlâ da o yönünü küçümsemem. Fakat bugün görüyorum ki bazıları sosyalizmi yahut komple solculuğu insan sevgisi için değil kinini meşrulaştırmak için savunuyor. Düşünce değil tepki üretiyorlar. Bir şeye karşı çıksınlar da ne olursa olsun. Bu yüzden artık bu tartışmalardan uzak durmayı, değerlerimi sessizce ama kararlılıkla yaşamayı daha rahat buluyorum. Benim için milliyetçilik, başkasını aşağılamak değil kendi toprağında kök salmak, kendi halkının acısını hissetmek ve o toprağa borcunu ödemeye çalışmaktır. Milletimizi inanılmaz şekilde kutuplaştırıyorlar. Atatürk'ün düşüncelerini savunduğum için çok kez ırkçıymışım gibi yaklaşıldı. Atatürk'ün düşüncelerini savunduğum için. Altta millet birbirini boğazlarken film gibi izleniyorlar. Bu duruma çok boyun eğiliyor. Ülke gerçekten can çekişiyor ve yıllardır aynı döngü, her zaman aynı. Bunun değişmesi için olan bekleyiş bile aynı.