"Generaller Yatakta Ölür" elime sıradan bir kitap gibi geçmedi. Kitabın çevirmeni Fehmi Ardalı Bey'e bir rica ile ulaştım: Kitabı satın almak ve kendisinden imzalı olarak edinmek istiyordum. Ancak o, bu isteğime karşılık olarak benden yalnızca kitabı tanıtmamı istedi. Bu sebeple kendisine bir kere daha içtenlikle teşekkür ederek incelemeye başlamak istiyorum.
Öncelikle çeviri ve dil hakkında yorum yapmam gerekiyor. Yazarın dili ve çeviri sayesinde kitabın çoğu bölümünde kendimi gerçekten çok kaptırdım, kitabın içinde gibiydim. Fakat bazı yerlerdeki zaman kipleri tuhaflığı bu anları böldü. Yazarın kullandığı zaman kiplerinde tuhaf bir hata mevcut. Çevirmenin baştaki notu sayesinde bunun yazarın hatası olduğunu öğrensem de okuma zevkine ket vurduğunu belirtmek istedim.
Kitabın yazarı Charles Yale Harrison'ın 1930 yılında kaleme aldığı bu roman, I. Dünya Savaşı'na katılmış bir askerin gözünden, savaşın aldatıcı gösterilerinin ardındaki insanlık trajedisini açıklıyor. Kanadalı bir er olarak cephede yaşadığı korku, açlık, moralsizlik ve vicdan hesaplaşmaları, herhangi bir kahramanlık hikâyesinden çok uzak. Bu roman, savaşın neferlerini anıtlaştırmamış, aksine onları anlamak için yazılmıştır.
Yazar, gönüllü olarak Kanada ordusuna katılır ve Batı Cephesi'ne gönderilir. Amiens, Ypres, Courcelette ve Arras gibi tarihe geçmiş kanlı muharebelerde yer alır. Anlatıcı, savaşın cephelerde iki taraf arasında yaşanmadığını hissettiriyor. Askerleri asıl tüketenin açlık, bitler, ölü bedenlerin çürüyen kokusu, emir-komuta zincirinin adaletsizliği olduğunu gösteriyor.
Savaşın ortasında geçen bu kitap, benim için tamamiyle bir film gibi aktı. Hâlâ bir filminin çekilmemiş olduğuna çok şaşkınım. Bir film yapımcısı olsaydım şimdiden işe koyulmuştum. Diyaloglar sade ama vurucu; sahneler net,