"Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
Ortodoks (daha sonra Kıbrıs Rum) nüfus ile Müslüman (daha sonra Kıbrıslı Türk) nüfusunun da arası gayet iyiydi. Aynı köylerde oturuyor, günlük yaşamlarını paylaşıyorlardı. Hatta bu iki kesim artan vergileri protesto etmek için Yunan Ortodoks Kilisesi ve Türk Osmanlı yöneticilerine karşı düzenlenen ayaklanmalarda birlikte hareket ettiler.
Jan-Erik Smilden gibi tarihçiler Osmanlı Türklerinin 1571'de adaya gelerek Yunan nüfusu Venediklilerin kölelik sisteminden ve baskısından kurtarmasa idi Yunan Ortodoks kilisesinin varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğini sorgulamaktalar.
"Tu-kiu'lar at üzerinde pek ustalıkla ok atarlar. Karakter bakımından son derece merhametsizdirler. Yazı (yani Çin yazısı) bilmezler. Adam, at, vergi ve hayvan sayısını, ağaç üzerine oydukları kertiklerle ifade ederler. Yazılı emirler yerine altın uclu oklar kullanırlar ki, ... bunun üzerine balmumundan bir mühür raptedilmiş olur."
Saygı olan yerde korku olur ama korku olan yerde saygı olmaz. Bence korku saygıya göre daha geniş bir kavramdır. Saygı tıpkı tek sayıların, sayıların bir parçası olması gibi korkunun bir parçasıdır, değil mi? Sayının olduğu yerde mutlaka tek sayı olmak zorunda değildir ama tek sayının olduğu yerde mutlaka sayı vardır.
Bir şey, var olan bir şey olduğu için değil var olmakta olduğu için "var olan" adını alır. Yine başka bir şey dışarıdan gelen bir sesi duyan bir şey olduğu için değil böyle bir sesi duyduğu için duyan adını alır.