Bilimin gelişmesi ve genel olarak yaratıcı etkinlikler, içsel özgürlük denebilecek başka bir tür özgürlüğü gerektirir. İşte bu tür bir özgürlükte de nasıl otoritelerin ve toplumsal önyargıların yeri yoksa akıldışı bayağılıkların ve alışkanlıkların da yeri olamaz.
On yedinci yüzyıl gibi geç bir tarihte, tüm Avrupa'daki bilginler ve sanatçılar, ortak bir ideal etrafında birbirleriyle öyle sıkı kenetlenmişlerdi ki aralarındaki dayanışmayı politik olaylar bile çok nadir bozabiliyordu. Bu birliktelik, Latince dilinin ortak kullanımıyla daha da perçinlenmişti.