Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
Birey - Cemaat (Hakikatin Yitirilişi)
Rasyonel karar alan bireyin yerini, rasyonel davranmayan ve bu yüzden tek başına kaldığında isabetli kararlar alamayan bireyler alır, bu bireyler de yok olmamak için cemaatleşmeye başlarlar. Böylece rasyonelliğin yıkılışı, bireyin de güç yitirişine dönüşmekte, insanlar kamusal alanda güçsüz kalmamak adına kendilerini cemaatlere atmaktadırlar. Bu da cemaat liderlerini güçlendirmekte, irrasyonel grupları tekeline alan tehlikeli güç odakları doğurmaktadır. Bunlar Türkiye örneğinde olduğu gibi devleti dahi illegal şekilde ele geçirmeye kalkışacak kadar ileri gidebilmektedirler. Ne yazık ki bu gibi sonuçlar, doğrudan hakikatin önemsizleşmesi siyasetinin neticeleridir.
Sayfa 78
Siyaset
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
... Bu dönem, duyguların ve “ifadelerin hakikat hissi verdiği fakat hakikat üzerine inşa edilmedikleri”, nesnel ve hakiki olan üzerinde galebe çaldıkları bir dönemdir ( Weissman, 201 /, s. 16).
Sayfa 76
Siyaset
Devletin Sömürgeleştirilmesi/Memur Tarafsızlığı
Devletin Sömürgeleştirilmesi Popülistler devleti sömürgeleştirmeye ya da “işgal” etmeye çalışırlar. Macaristan ve Polonya bunun güncel örnekleridir. Macaristan'da iktidara gelen Vikor Orban ve partisi Fidesz'in yapmaya giriştiği ilk temel değişiklik, devlet memurları kanununu değiştirerek, tarafsız olması gereken bürokratik pozisyonlara kendi partisinin taraftarlarının yerleşmesine yol açmak olmuştur. Polonya'da iktidara gelen Jaroslaw Kaczynski'nin Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), tıpkı Macaristan'daki Viktor Orban gibi derhal yargı bağımsızlığına karşı harekete geçmiştir. Var olan mahkemelerin prosedürleri değiştirilmiş ve yeni hâkimler atanmıştır. Medya yetkilileri de hemen ele geçirilmiş ve gazetecilere ulusal çıkarlara zarar verecek haberler yapmamaları için net mesajlar gönderilmiştir. Bu çıkarlar ise elbette iktidardaki partilerin çıkarlarıyla eşitlenmiştir. Partisinin kuyusunu kazmaya kararlı bir karanlık “ağ”ın varlığına inanan Kaczynski için gizli servisi kontrol altına almak da önemli olmuştur. Bu önlemleri eleştiren herkese ya eski seçkinlerin (sonunda halkın gerçek temsilcileri olan popülistler onların yerine geçmişti) emirlerini uyguladıkları iftirası atılmış veya hain damgası vurulmuştur. Bu kişiler bizzat Kaczynski tarafından “genlerinde hainlik olan”, “en kötü tür Polonyalılar” şeklinde sıfatlandırılmıştır. Sonuç, bu siyasal partilerin kendi istedikleri gibi ve kendilerine benzeyen bir devlet ortaya çıkarması olmuştur. İktidarını sağlamlaştırmak ve hatta sürdürmek için böyle bir strateji izlemek, elbette popülistlere mahsus değildir. Popülistlere mahsus olan, devleti böyle sömürgeleştirirken, bunu açıktan ve halkın ahlaki temsiline ilişkin temel iddialarından destek alarak yapmalarıdır. Popülistler öfkeli bir şekilde sorarlar: Halk neden kendi tek
Sayfa 64
Siyaset
"Halk(Milletimiz) Bunu İstiyor"
İktidara gelen popülistler, kendilerinin halkın ahlaken meşru tek temsilcisi olduğu iddiasıyla üç izleği takip ederler: 1) devletin sömürgeleştirilmesi, 2) ayrıcalıklı hukuk, 3) sivil toplumun sistematik olarak bastırılması (Müller, 2017, s. 62). Bu uygulamalara başvuranlar elbette yalnızca popülistler değildir. Popülistleri özel kılan, bu pratiklere başvururken gayet açık ve görünür olmalarıdır. Davranışlarının ahlaki bir meşruiyeti olduğunu iddia ederler ve en azından uluslararası arenada demokrat adını korumayı sürdürebilirler (Müller, 2017, s. 62). Zira ne yaparlarsa yapsınlar, bunu “halk istediği için” yaptıklarını savunurlar. Halkın iradesine sığınırlar. ---- Not: Alıntının başlığını okurken, sadece parantez içindeki haliyle okuyunca, kulağınızda yankılanan ses kimin ;)
Sayfa 64
Siyaset
"GERÇEK HALK"
“Gerçek Halk” Popülizm, eylemlerini meşrulaştırmak için referans verdiği kalabalık kitleye, “gerçek halk” adını verir. Bunun nedeni, popülizmin hiçbir zaman hiçbir halkın tamamını kapsamayı başaramıyor olmasıdır. Zira hiçbir halk aynı anda tamamıyla aynı şeyleri isteyecek ve dışlayacak kadar homojen değildir. Oysa halk adına hareket ettiğini iddia eden popülizmin, halk adına hareket ettiğini savunabilmesi için, halkın homojen bir yapıda bulunması gerekir. Popülizm bunu, halkın bir kısmının yozlaşmış, öz değerlere uzaklaşmış olduğunu savunup, buna karşılık diğer kısımda, özünü koruyan bir “gerçek halk” var olduğu iddiasıyla aşmaya çalışır. Gerçek erdem de, bu basit ve sıradan halka aittir ve onun genlerinde yaşar (Wiles, 1970). Bu iddia popülizme iki olanak tanır: Birincisi toplumda var olmayan homojenliğin inşası için bir gerekçe elde edilmiş olur, ikincisi “gerçek halk”ın tanımlanmasıyla birlikte, artık popülist siyasete onay vermeyen diğer kısım halkın yozlaşmış olduğu ilan edilerek, itirazlarının bir hükmünün kalmadığı savlanır. Böylece popülizmde hakikat önemsizleşir ve halkın bütününün ne istediğiyle bir ilgisi bulunmayan her türlü siyasi girişim, “gerçek halk”ın iradesi olarak kutsanır. Bir siyasal aktör ya da hareketin popülist olması için, halkın bir bölümünün Halk olduğunu ileri sürmesi; yalnızca kendisinin bu halkla esaslı bir biçimde özdeşleştiği veya yalnızca kendisinin bu gerçek ve doğru halkı temsil ettiğini ileri sürmesi gerekir (Müller, 2017, s. 39). Yani popülizmde kendi ile özdeşleşen kitle konsolide edilirken, bunun dışında kalan kitle dışlanır. Dışlanan herkes yozlaşmış, halk düşmanı, vatan haini, terörist, işbirlikçi, bölücü, ajan, casus, dış mihrakların uşağı ve hiçbir iş yapmadan yabancısı olduğu halkı sömüren seçkinler gibi sıfatlarla
Sayfa 58 - destek yayınları
Siyaset