Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
Güzel Ölüm
Rüzgardır eser, Kana susamış bir akbaba gibi Çatıdır; Başımıza geçer. Yağmur rahmetiyle, Öyle doyurur ki bizi Sel olur, akarız İhmal nehirlerinde. Yanarızda çıra misali; Ne çığlımız duyulur, Ne ateşimiz aydınlatır, Veballerdeki cehaleti. Cereyan gider, Karanlık bir sohbete düşeriz, Mumun tenezzülünde. Şişeli, bidonlu dostlar ediniriz Sularımız tükendiğinde. Kaldırımsız şehirlerin, Cambazı, Üstü açık kuyuların Talihlisiyiz. İcab ederse - Fıtraten yani -; "Güzelde ölürüz", Alınteri madenlerinde. Şehitler ölmezde Acıyla kalanlar Yaşar mı? Bir küpür de, iki satırlık; Sayı bol olursa, Bültene de çıkarız,
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
I Am
Varım – ama neyim, kimse bilmez, ne de ipinde. Kayıp bir anı gibi unutmuş dostlar beni; Tüketirim kendimi kendi dertlerimde, Kabarır, havalanırlar yokluk içinde, Coşkun ve ezik, âşık gölgeler gibi; Oysa varım ve yaşarım, savrulmuş hallaç bulutları gibi, Ezilmişliğin, gürültünün boşluğu içinde, Uyanık düşlerin diri denizi içinde, Ne yaşamın, ne mutluluğun kavram olduğu Hayat gemimin muazzam kazası içinde; Ve en canlarım bile – yani en yakınlarım – bir garip, Hatta diğerlerinden bile daha acayip. Bir manzara düşlerim, adam ayağı başmamış, Kadın yüzü gülmemiş, ağlamamış. Yaşayayım orada Yaradanımla, Tanrımla Ve uyuyayım çocukluğumun tatlı uykusuyla, Rahatsız etmeden, edilmeden uzandığım yerde, Altımda yeşil çimen – üzerimde gök kubbe. John Clare (1793 – 1864) Çeviri: Sinan Fişek
Şiir
Sonra benim annem, Öğrendimki gömleğiyle ölmüş Orhan veli O gün bugün yağmurlara asılan her ceket Garibanlığın bayrağı, Ve kahra doymuyor memleket, Şiir gibi yaşayanlar, Gitti gideli.
Edebiyat
Hz. Robin Hood ve Cehalet
"Ben İzmirliyim, benim çocukluğumda bir Çakırcalı Memed Efe vardı, bin kişiden fazla adam öldürmüştü. Onda da böyle bir yüzük, böyle bir gömlek olduğu söyleniyordu. Çünkü o bin kişiyi öldüren Çakırcalı zenginleri soyuyor, fıkara obalara, köylere para dağıtıyordu tıpkı Köroğlu gibi. Sonunda Çakırcalıyı vurdular, ölüsünü de kasabanın çarşısında bir ağaca ayaklarından çırılçıplak astılar. Sonra, ona kurşun geçmeyeceğine inanmış halk, onun ölüsünü aldı, ovaya, dört yol ağzındaki bir çınarın altına gömdü. Altı ay geçmeden Çakırcalınm mezarı evliya mezarı ilan edildi. Bütün köylüler gece onun mezarına, dağlardan bir top ışığın süzülerek indiğini, gelip Çakırcalı nın başucuna oturduğunu gördüler. Bundan sonra da Çakırcalı nın mezar toprağı bütün dertlere deva oldu. Ve o dört yol ağzından geçen köylüler, onun mezarına bir kilometre yaklaştıklarında bağırıyorlardı, destur Çakırcalı Efe, destur, yaban değiliz, yol ver de geçelim. Ben o yoldan babamla ne zaman geçmişsem, babam atının başını çekiyor, gece olsun, gündüz olsun, var sesiyle bağırıyordu, destuuuuuuuuur!" "Ben de duydum bunu," dedi Kaymakam, "o yörelerde kaymakamlık ederken." "İnce Memedi de böyle yapacaklar," dedi Savcı, kaim pos bıyıklarıyla gülerek. "Bu cahil halkla başa çıkılmaz." "Başa çıkılmaz," dedi Yargıç.
Edebiyat
Gülek Boğazı ve Bukefalos
İskenderül Zülkarneynin bir atı vardı. O at, İnce Memedin atı, Köroğlunun Kıratı, Alinin Düldülü ve de öteki ölümsüz atlar gibi onun alnına yazılmıştı. O, daha on altı yaşındayken o at gelmiş babasının sarayının önünde durmuş, o atı yakalamak istemişler, kimseye yakalanmadığı gibi, oradan da ayrılmamış, ta ki İskender gelene kadar. İskender gelince kuzu kuzu gitmiş onun elini yalamış. Çift boynuzlu İskender de, bu atın kendisine gaipten gönderildiğini anlamış. Hazreti Ali nasıl Düldülün üstünden kılıcını sallayıp, Anavarza kayalıklarını ikiye bölmüş, Ali kesiğini açmışsa... İskender bir de bakmış, kendisi nasıl çift boynuzluysa, at da çift kafalı... Atın adını çift kafa koymuş. Dört gözlü, dört kulaklı, iki ağızlı, dört burunlu. Bukefalosun üstüne binmiş, kılıcını sallamış, onun kılıcı da Hazreti Alinin kılıcı gibi... Babasına gitmiş İskenderül Zülkarneyn, yani çift boynuzlu, babası, oğlunun altındaki çift kafa atı görünce, bu nedir biliyor musun oğul, o da bilmiyorum baba, demiş, bu at senin alnına yazılmış ki, bunun da manası şu ki, sen bu dünyayı zapt edeceksin, günün doğduğu yerden, battığı yere kadar, bir dünya daha olsaymış, onu da gene sen zapt ederdin, demektir, bunun, bu atın sana gönderilmesinin manası... İskenderdir çok sevinmiş. Ben bu çifte kafalı atı geçen yıl Akçasazın kıyısında gördüm de yakalayamadım. Atın donu demirkırdı, gözleri de dört yalp yalp yanan yıldızdı. Onu yakalasam da Alaman müzesine bir satsam, bana dünyanın parasını verirlerdi. İskenderül Zülkarneynin atı ne demek, onun nalları yakuttan, yeleleri sırmadan, eyeri de yeşil yeşim, inci, pırlanta döşeli... Ne yazık ki, ben ata yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım, elimi değdirdim, yaaaa, ben şanlı Bukefalosa elimi değdirdim, ben elimi ona değdirince o da bir mor bulut oluverdi ve hem de göğe
Edebiyat