let me not get down from walking with no one
and if i stumble from exhaustion
these buckets are heavy, i've filled them with water
i could ask these people, but i shouldn't bother
“Her gün, her saat hayata dört elle sarılmak, gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek, tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakmamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü.”
Kadınların cıvıltılı şakalaşmaları,güvertenin dar geçitlerinde çaresizce dönüp duran yürüyüş, sürünün sandalyelerin önünden geveze bir huysuzluk içinde bir o yana bir bu yana geçişi ve sürekli birbirleriyle karşılaşması, bir şekilde bana acı veriyordu.