Yoğun çok yoğun geçen bir dönemin ardından tembellik hakkımı kullanarak hiçbir şey yapmadığım(İşe tıpış tıpış gitmem sayılmıyor.), kitap okumaktan bile muzdarip olduğum son dönemlerde bu kitaba dört elle sarıldım. Ve çok beğendim o kadar çok beğendim ki benim gibi inceleme yazma özürlüsü(aslında üşengeçlikten ötürü yazmayı sevmiyorum.) birisine çoktandır bitmesine ve artan yoğunluğuna rağmen inceleme yazdırabildi.
Koku: Bir Katilin Hikâyesi filminin uyarlandığı kitaptır kendisi. Filmlerin uyarlandığı kitaplarla birebir olması elbette beklenemez. Çünkü kitap yazarın, film ise yönetmenin eseridir. Ancak uyarlama filmlerde kitabın özüne, vermek istediği mesaja, kitapta anlatılanların geçtiği evrenin kurallarına dikkat edilmesi gerekmektedir. Film tamamen cinayetlerin üzerinde yoğunlaşmışken kitapta cinayetler hemencecik geçiştirilmiş. Çünkü yazarın derdi, anlatmak istedikleri cinayetler değildi. Koku saplantısı olan bir seri katil değildi. Kitabın temelinde anlatılmak istenen şey “SEVGİ” idi. Daha kitabın ilk sayfaların aklıma ister istemez “Game Of Thrones” dizisinin spinn off dizisi diyebileceğimizi, “Buz ve Ateşin Şarkısı” serisinin beşincisi olan “Ejderhaların Dansı” kitabının uyarlaması olan “House Of The Dragon” dizisinden bir sahne geldi. Güç Yüzükleri faciasından sonra ilaç gibi gelmişti. GOT dizisinin ilk dört sezonu tadında güzel bir dizidir. İzleme tavsiyesidir. !!!SPOİLER YEMEK İSTEMEYEN DİREKT BİR SONRAKİ PARAGRAFA GEÇSİN!!! Spoiler uyarısı yaptığımıza göre devam edelim. Sezon finalinde Prenses Rhaenyra Targaryen, oğlu Lucerys Valeryon’nun, Aemond Targaryen tarafından öldürüldüğünü haber aldığı gibi sırtını izleyicilere ve salondaki herkese dönerek ellerini karnına götürmüştü. Çünkü babalık sonradan öğrenilen bir şey olmasına rağmen annelik doğuştan gelen