Kitabı biraz geç bitirmiş olmak tamamıyla benim kabahatim aslında. Yoksa bir solukta okunabilecek kitaplardan birini yazmış Hasan Ali.
Bu kitabı kendisinin okuduğum ikinci kitabıydı. Geç başlamak yine bana ait bir kusurdu çünkü okuma listemde tanınacak yazarların çokluğu ve bazılarını keşfettikten sonra hepsini yutma isteğimin arsızlaştığınsan biriken bir şeyler kalsın diye düşünerek geç kalmayı seçtim ve yine geç aldım kitapları alırken bile set olarak aldım. Çünkü öldükten sonra minnet eylemenin en nankörü olan ülkeyiz üzgünüm.. Daha önce çocuklar için yazılmış denilen ama hissiyatlı yetişkinlerin dahi kendisinden birçok şey bulabileceği “ben bir gürgen dalıyım” yazarın başlayabilmek adına en uygun kitabı -belki tamamını bitirdikten sonra fikrim değişecektir bilemiyorum fakat şimdilik düşündüğüm yalnızca budur- kendisini tanımak için başlamak adına isteyenlere birinci önerimdir.
Toptaş, yaşamı boyunca rastladığı insanları, günümüzün insanlarıyla harmanlayarak bizlere sunmuş. İkili insan ilişkilerini Taşra’da geçen yaşamın içinden bilgiler aktararak ele almaya çalışmış. Bir insan düşünün ki, kibrin nasıl gözlerinden alev gibi karşısındaki insanın üzerine sıçradığını, can sıkıntısının nasıl kendi menfaat ve keyfiyle insan yaraladığını göstersin. Birinci bölümün başlarında bunları seziyorsunuz aslında. En öncesinde maneviyatı ağır olan insanların vicdanının nasıl ağır bastığını görüyorsunuz. Dünyanın artık kibirle bütün iyilikleri örtbas ederek yalnızca insanların içindeki saksı çiçeklerini soldurduğunu içinizde yaşayarak görüyorsunuz. İçinden geldiğince iyiliği öne çıkarmaya çalıştıkça pisliğin kendisini de içine çekerek harcadığını..
Aslında kitap için birçok şey söylemeye devam etmek isterim ama spoiler vermeden ince eleyip sık dokumalı incelemeler yazmaya