"Amok Koşucusu"nu okurken beni en çok sarsan, iliklerime kadar ürperten şey; insanın bir anda mantığını, o yıllarca büyüttüğü ahlaki pusulasını nasıl tamamen kaybedebileceğini görmek oldu.
Zweig’ın "Bir Kadının Yaşamından 24 Saat" adlı eserini okurken beni en çok sarsan, en çok etkileyen şey; insanın bazen küçücük bir anlık duygusunun, bütün o koca hayatının önüne bir anda
Zweig’ın "Mecburiyet"ini okurken içimde en çok yankılanan, beni en derinden yakalayan şey o amansız özgürlük duygusu oldu. Benim için özgürlük, aslında her canının istediğini yapmak
"Bir Çöküşün Öyküsü"nü okurken başta Madam’a karşı çok karmaşık ama nispeten mesafeli bir his içindeydim. Saray koridorlarında yaşayan, güçlü, gururlu bir kadın gibi duruyordu karşımda. İlk
Zweig’ın "Olağanüstü Bir Gece"sini okurken içimde gerçekten çok beklenmedik, sıcacık bir mutluluk oluştu. Çünkü bu hikaye alıştığımız o amansız Zweig çöküşlerini değil, tam aksine harika