Azra Kohen'den okuduğum ilk kitap. Belki kitabın özellikle sosyal medyada ilk çıktığı zamanlarda büyük yankı uyandırdığı için içten içe büyük bir beklentiyle bu kitap okumuş olabilirim.
Ancak kitabı beğenmedim değil HİÇ beğenmedim. Tabii beğenmediğim bir kitabı 600 sayfa civarında okumak da ayrı bir problem.
Her şeyden önce kitap roman kurgusu olarak oldukça problemli. Akıcılık çok zayıf. Didaktik yönü oldukça kuvvetli tutmaya çalışırken bir şeyi öğretmekle bir şey göstermek arasındaki o çizgi tamamen ortadan kaybolmuş. Yazar, kitap boyunca hiç durmadan özlü sözler paylaşmaya çalışmış ve bunu zoraki olarak neredeyse her paragrafın sonuna ekleyerek akıcılığı ciddi anlamda zayıflatmış. Hele bazı sayfalarda kurduğu her cümlenin sonuna bu böyle değil midir şeklinde sanki bizi düşünmeye sevk edecekmiş gibi olan ama aslında hiçbir şey açıklanmayan o kadar çok soru cümlesi var ki...
Kurduğu karakterlerin bir derinliği olduğunu düşünmüyorum çünkü roman tekniği açısından oldukça zayıf. Neredeyse romanda ismi geçen tüm karakterler benzer ağırlıklara sahip. Halbuki bunun yanında bir ya da iki karaktere tamamen odaklanmış olsa, onların iç dünyasını ya da eşya ve olaylar karşısındaki tepkilerini daha nitelikli olarak anlatmaya çalışmış olsa roman sonunda bizi etkileyecek bir karakter yaratmış olacaktı. Romanın ilk kısmında Fred isimli bir profesör üstünden tamamen insanlık tarihi dersleri anlatım yapıldıktan sonra neredeyse kitabın sonuna kadar bir daha geri dönüş yapılmadı. Halbuki Kurtuluş Savaşı dönemi ile insanlık tarihini anlatmak arasında bir ahenk kurumuş olsaydı aslında çok işimize yarayacak olan ve bizi bilgilendirecek olan bu kısımlar daha etkili olabilirdi. Kitap bazı noktalarda bir propaganda eseri mahiyetine dönüşüyor. Romancı gerçeği olduğu gibi göstermeye