“Hep söylenen baba-kız & anne-oğul ilişkisi gerçekten çok hassas bir denge değil mi?”
Hele bir de yollarını ayırmış ebeveynler olunca…
İşte o denge bazen çocukların omuzlarında sessizce kırılıyor. Çünkü aslında hiçbir çocuk anne ya da babasından ayrılmaz; ayrılan yetişkinlerdir. Ama çoğu zaman öfkeler, kırgınlıklar ve söylenemeyenler fark etmeden çocukların kalbine bırakılıyor. Bir ebeveyne duyulacak sevgi, zamanla kırgınlığa hatta nefrete dönüşebiliyor…
Yazar bu duyguyu kitap boyunca çok derinden hissettirmiş.
Boşanmış bir anne-babanın arasında büyüyen genç bir kız… Babasından uzak, yıllarca ona öfkeyle yaşamış biri. Fakat babasının intiharıyla birlikte tüm dengesi sarsılıyor. Gerideyse sadece cevapsız sorular, yarım kalmış duygular ve geri alınamayacak pişmanlıklar kalıyor.
Bu noktadan sonra kitap sadece bir olay örgüsü anlatmıyor aslında; çocukluk yaralarıyla, eksik kalan sevgilerle ve yıllarca yanlış bildiğimiz duygularla yüzleştiriyor bizi.
Okurken en çok şu cümle zihnimde kaldı:
Bazen çocukların kalbine kendi kırgınlıklarımızı bırakıyor ve onların sevgilerinden eksiltiyoruz…
İşte kitap tam da bu yaraya dokunuyor