Uygarlaşmış toplum çılgındır. Para ile sözde aşk, iki büyük hastalığıdır bu toplumun; özellikle para, iyice ilerlemiş bir hastalıktır. İpe sapa gelmez çılgınlığı içinde birey, bu iki konuda gösterir kendini: para ile aşk.
Şimdi bizi birbirimize bağlayan bağ, düşüncelerimiz arasındaki sürtüşmedir. Karşı karşıya geçip birbirimizle ilgili öfkeli şeyler söylüyoruz, dünyanın her yerindeki öbür elinin körü aydınlar gibi. Elinin körü herkes gibi, çünkü hiç kimse ötekinden geri kalmıyor bu konuda. Ya da karşı karşıya geçip birbirimize duyduğumuz öfkeyi gizleyerek dalkavukluk yapıyoruz. Düşünce yaşamının, ta derinlerdeki dipsiz bir öfkeye kenetli köklerden boy atıp ortaya çıkması garip bir şey. Hep böyle olagelmiş! Sokrates'e bakın sözgelişi, Platon’a, çevresindeki topluluğa! Başka birini çekiştirip didiklemekten duyulan bir öfkedir gördüğünüz düpedüz... Protagoras, ya da her kimse! Alkibyades ya da kavgaya katılmış bütün o küçük çömez köpekler! Doğrusunu isterseniz bu durum, hiçbir düşünce gösterisine girişmeden, bir bo ağacı altında sessiz sessiz oturan Buddha'ya, ya da çömezlerine tatlı tatlı pazar öyküleri anlatan İsa’ya daha çok yakınlık duymasına yol açıyor insanın. Hayır, düşünce yaşamının ta kökünden yanlış bir yanı var. Ağacı yemişinden öğreneceksin.”
«Cinsellik sorunu konusunda söylenebilecek en önemli şey ,. bu konunun önemsizliğidir. Gerçekte böyle bir sorun yoktur. Ayakyoluna giden bir kimsenin ardına takılmayı istemeyiz, bir kadınla yatağa giren bir kimsenin ardına takılmayı neden isteyelim öyleyse? Sorun budur işte. Bütün bunlar toptan anlamsız, toptan saçmadır, yanlış yola yönelmiş bir merak,» diyordu.