Babası Paşa olan Kâmil Bey, ömrünün büyük bir kısmını zevk ve sefahat içerisinde geçirmiş bir asilzadedir. Yaşamı Avrupa'da geçmiştir. Eşi de paşa kızıdır.
Savaş ile parasız kalınca Madrid'de sefarette görev alır. Ardından parasızlık içinde İstanbul'a döner. Eski konağını tadilat ile kendine bir ev yaptırır. Burada avare dolaşırken lise arkadaşı Ahmet'e denk gelir. Ahmet, arkadaşı İhsan'ın çıkarttığı Karadayı dergisinden bahseder. Kâmil'e ihtiyaçları olduğunu söyler. Kâmil Bey de bu dergi için çalışır. Zamanla dergiyi ve daha ziyade Anadolu'daki İstiklâl Mücadelesi'ni kendine dava edinir. İhsan tutukludur, eşi Nedime Hanım dergi işlerini halleder. Nedime Hanım'ın bu azimli duruşundan etkilenir.
Zamanla bu derginin tehlikeli işlere de alet olduğunu görür. Anadolu'daki mücadeleye katkı sağlar ve yasadışı işler yaparlar. Hafiyeler ve dedektifler peşlerindedir. Kâmil Bey, nihayetinde önemli bir evrâkı teslim ederken yakalanır. Tutuklanır ve burada zor şartlar geçirir. Kendisine rütbe mevkili işler teklif edilir, ama o Anadolu'yu kendine ülkü edinmiştir. Davasından vazgeçmez.
Kısacası kitapta, Avrupaî bir halkına sırt çevirmiş bir mirasyedinin Nedime Hanım ve diğer gözü kara kişilerden etkilenip Mustafa Kemal Paşa ve İstiklâl Mücadelesi'ne destek olması; bu uğurda sevdikleri ile dahi tartışıp mevki ve paradan feragat etmesi anlatılır. Kâmil Bey bize kusursuz bir kahraman olarak değil; günahı, buhranı, hatasıyla bu memleketi kendine dava edinmiş bir kişi olarak sunulur.
Kemal Tahir'in akıcı ve edebî dili de romana tat katıyor. Memleketin ahvalini, ne denli çaresiz olduğumuzu, "esir" şehirde yaşamanın hazinliği görüyoruz. Üçlemeye Kâmil Bey'in tevkifhane hayatını gördüğümüz Esir Şehrin Mahpusu ile devam edeceğiz. Tavsiye ediyorum.