Fuzuli tarafından yazılan Su Kasidesi, Divan edebiyatının en güçlü ve en etkileyici eserlerinden biridir. Bu eser, Hz. Muhammed’e duyulan derin sevgi ve bağlılığı anlatan bir naat (övgü şiiri) niteliğindedir.
Fuzuli, şiirde “su”yu bir metafor olarak kullanır. Su; hem temizliği hem hayatı hem de aşkı temsil eder. Aynı zamanda gözyaşı, özlem ve arınma anlamlarını da taşır.
Su Kasidesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20201,331 okunma
İnsanların, sürekli mutlu olmaları gerektiğine inandırıldığı
bir çağda yaşıyoruz. Gazeteler, kitaplar, ilan
panoları, reklam spotları mutluluk üzerine söylenebilecek
her şeyi tüketmiş halde... Mutlu olmak bir görev,
ödev gibi algılanır oldu ve bu algı, tek başına, kişiler
üstünde önemli bir stres kaynağı haline geldi. Adeta
-“mutluluk diktatörlüğü”nün tahakkümü altında yaşamaya
başladık. Wilhelm Schmid mutluluğa gereğinden fazla
anlam yüklendiğini söylüyor ve kitabında mutsuzluktan
yana pozisyon alıyor.
3. Cilt diğer iki cilde göre daha içe dönük anlatılmış. Bir defa okunup geçilecek bir kitap değil. Bir başucu kaynağı olmalı. Okumakta geç kaldığım bir kitap.
835 Satır, şiir değil, 1930’ların komünist parti broşürü. Türk edebiyatının en başarılı PR yalanı. İnsanlar “Nazım okudum” diye hava atmak için seviyor; yoksa kimse o kadar “cuf cuf” sesine, o kadar karton kahramana, o kadar marş ritmine gerçekten katlanamaz.
Kısacası: Zaman kaybı. Türk edebiyatının en abartılmış “klasiği”. Okumayın, dinlemeyin, ezberlemeyin. Gidin Nazım’ın 1950 sonrası şiirlerini okuyun, gidin Orhan Veli okuyun, Turgut Uyar okuyun, Edip Cansever okuyun. Daha çok şiir hissedersiniz, daha az nutuk yersiniz.
Anna Karenina, “büyük roman” diye pazarlanan devasa bir sabun köpüğü. Edebiyat dünyasının en başarılı PR operasyonlarından biri. İnsanlar “1500 sayfa Tolstoy okudum” diye hava atmak için seviyor bu kitabı; yoksa kimse o kadar tarım reformu muhabbetine, o kadar vaaza, o kadar yapmacık trajediye gerçekten katlanamaz.
Kısacası: Zaman kaybı. Tolstoy’un en kötü romanı, belki de tüm zamanların en fazla abartılmış “klasiği”. Okumayın, özetini bile okumayın; gidin Dostoyevski okuyun, Flaubert okuyun, hatta Turgenyev’in bir kısa romanını okuyun, daha çok insan hissedersiniz.