Yazar maddi dünyaya yönelişten bahsederken (maddeye tapınma bağlamında) örneğin Roma'nın barbarlıklarından pek çok örnekte bulunuyor: ''Roma toplumu buna ilave olarak kudretperestlik, vahşilik, intikamcılık, lezzete bağımlılık, adam öldürme ve buna benzer duygularla doludur. Roma’nın eski istirahat etme törenlerinden biri, gladyatörleri vahşi hayvanların önüne atmaktı. Bu zavallı esirlerin, kölelerin kendi hayatlarını kurtarmak için vahşi aslan, kaplan veya panterlere karşı bütün güçleriyle savaşmaları gerekiyordu.'' diye devam ediyor pek çok örnek sıralayarak. Yine benzer bir örneği Çin'den vererek devam ediyor. ''Çin toplumuna baktığımızda, geçmişte soyluluk, maddiyat, yüceltme, eğlence ve güzellik bağlılığı ve maddiyatperestliğin o derece büyüme gösterdiği ve bunun neticesinde toplumun tamamen maddiyat, soyluluk ve lezzetperest hale dönüştüğü görülmektedir.'' Başka bir noktadan devam ediyor: ‘’Romalı, artık böylece zühd ve zahidliğe yöneliyor. Zühd ve zahidlikte o kadar ileri gidiyor ki, dünya ve maddiyat meselesinde ifrata düşüyor. Roma toplumu artık Orta Çağın zahidler, rahipler ve kiliseye kapanmışlar toplumu oluyor. Yeniden maneviyat, zühd ve zahidlikte ilerleyip, gelişme gösteriyor ve insanın ruhunu o kadar bu meselenin içinde eritiyor ki, Avrupa’nın maddi yaşantısı, tatil edilmiş bir hale dönüşüyor.’’ Bu da başka bir sonuca yol açıyor, sözü yazara bırakalım: ''Orta Çağda zühd ve zahidlikte boğulmuş bir şekilde uyuşan- dünyadan nefret ve hayatın lezzetlerinden bizar olan -hem de bunları din adına yapan-kesim karşısında yer alıyor. Tamamen toplumun gitmekte olduğu yönün aksine…'' Çin de geçmişte benzer bir süreç ve gelişmelerin yaşandığından dem vuruyor : “Meotso” ve “Taoizm’’ hareketi başlıyor. Bu hareketle birlikte, halkı toplumdan kaçmaya, lezzetten,