“Sevgili öğrencilerim kendinizi düşünmeyi yeniden öğreneceksiniz. Kelimelerin ve dilin lezzetine varmayı öğreneceksiniz. Kim ne derse desin, dünyayı kelimeler ve fikirler değiştirebilir.”
Hep ismini duyup bir türlü okuyamadığım bir kitaptı Ölü Ozanlar Derneği. Şimdi fırsat buldum ve çok sevdim.
Welton Akademisi ‘onur, gelenek, disiplin, mükemmellik’ ilkeleri üzerine kurulmuş katı disiplin kurallarına sahip bir yatılı okul. Aileleri ve öğretmenlerinin isteklerine uyarak tekdüze bir hayat yaşamak zorunda bırakılan öğrencilerin hikayesini konu alıyor. Okulu bir hapis hayatına benzeten, adeta robotlaşmış gençler için bir kurtuluş yolu yok gibi görünür. Kendi hayatları hakkında en ufak bir fikir belirtme hakkı tanınmayan Welton Akademisi öğrencileri için okula yeni gelen edebiyat öğretmeni John Keating adeta bir kurtarıcı rolündedir. Diğer öğretmenler ve ailelerin aksine onun önemsediği tek şey vardır, anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları.
Keating’in de öğrencilik yıllarında üyesi olduğu Ölü Ozanlar Derneği yıllar sonra yeni üyeleriyle tekrar ete kemiğe bürünür. Kendini tanımaktan, ifade etmekten korkmayan gençler yetiştirmek isteyen Keating ve özgürlüğüne yeni kavuşan öğrencilerini ne yazık ki zor bir yaşam beklemektedir.
Kısa ve çok rahatlıkla okunabilen aynı zamanda hayatımızı sorgulamamızı sağlayan, sarsıcı bir eser.
Hayatını olağanüstü kılmak isteyen herkese keyifli okumalar.
“Anı yaşayın. Hayatlarınızı olağanüstü kılın.”
Savaş bu kez bir Kırgız köyünde kendi halinde yaşayan, ufak tefek ama mutlu hayatları olan insanların kapısını çalıyor. Evlerden bir bir alıp götürdüğü erkeklerin hiçbiri bir daha köylerine geri dönemezler.
Geride kalan kadın ve çocukların savaşla imtihanını, açlığı, sefaleti, her defasında yıkılan umutlarını nasıl tekrar tekrar diriltmeye çalıştıklarını, cepheden gelen ölüm haberlerini Tolgonay anlatıyor, biz okuyoruz. Boğazımda düğümlenen bir hayat hikayesi…
Tolgonay’ın başından geçen onca felaketi anlatabildiği, derdini dökebildiği bir tek şey var o da: Toprak Ana.
Kitap 135 sayfa aynı zamanda çok sade bir anlatıma sahip, kolaylıkla okunabiliyor. Hem duygulandıran hem sorgulatan çarpıcı kitaplardan. Herkes okumalı.
“Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur.”
“Zaman akıp gidiyor ve hiçbir saat bir öncekine benzemiyor.”
“Gerçek mutluluk yavaş yavaş azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla çevremizle çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.”