Hatice Aleyna Özpolat

Hatice Aleyna Özpolat
@Kitapdostuhatice
Üniversite Mezunu ve İkinci Üniversitesini Okuyor
Kıbrıs, Lefkoşa
Malatya, 6 Aralık 1999
569 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Peregrini diyordu ki: –İnsanı ilk defa ilim ağacının yemişini yemeye sevk eden Şeytan değil mi? O olmasa, insan sadece yiyen, içen, iki ayak üstünde dolaşan bir mahlûktan ibaret kalırdı. Tecessüs her bilginin anahtarı, bu anahtarın ilk sahibi ve bize ilk bu anahtarı veren de Şeytan'dır. Piyanist, ellerini sallayarak konuşuyor, sesini yükseltiyor, gözleri arayıcı birer ışık gibi Dede'nin yüzünde dolaşıyor. Halbuki Vehbi Dede onu, bir çocuk coşkunluğu seyreden olgun bir adamın sükûnetiyle, belki müsamahasıyla dinliyordu. Piyanist devam etti: –Hiç olmazsa Şeytan'ın cesaretini tasdik et, Dede Efendi. Fikir cesaretinin piri odur. Halik'in(yaratanın) gazabına ilk isyan eden, cennetin nimetlerinden, refahından atılmayı ilk göze alan hep odur. Yeryüzünde ilk ateşi, gökten çalıp getiren Promete'den(Prometheus) tut da, bütün filozoflara, bütün büyük ihtilalcilere, hatta benim gibi kilisesine isyan eden adi bir adamın bile şiiri odur. Bak, Şeytan için ne güzel, bir parça besteledim.
Sayfa 83 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cuma selâmlığını görmeye epey bir kalabalık gider. Çünkü tantanalı, şaşaalı bir alay, rengin ve zengin üniformalı, seçme ve güzel yaverler, yelesini sallayan, yeri deşen cins atlar, muhteşem arabalar görürler. Bütün bunlar herhangi operayı sönük bırakacak bir dekor içinde çevik ve çabuk bir gidiş ve geliş, bir hareket cereyanı halinde gözlerinin önünden geçer. Fakat seyirciler bu gösterişin perde arkasını, zavallı Selim Paşa'yı terleten, titreten tarafını göremezler. Onun bu nümayişte (gösteride) rolü büyük ve karışıktır. Evvela İkinci Abdülhamid'in sadık kullarının, efendilerinin gövdesine kafasına bir kurşun yahut bomba atmalarına mani olmak, sonra bu âlâ-yı vâlânın (gösterişli törenin) vakasız geçmesini temin etmek, sonra her selamlık resminden bir kabus gibi korkan Padişah'a alayın emniyet ve selamet içinde geçeceğini temin etmek; daha sonra tahsisatlarını hak etmek isteyen hafiye alayının ve yahut müstebit (zorba) bir hükümdarın vesvesesini gıcıklayarak para kazanmak isteyen jurnalcilerin, her hafta düzdükleri yalanları okumak...
Sayfa 65 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Sabiha Hanım içini çekti. Oğlunun kolunu okşadı: –Niçin babanın zıddına basıyorsun, evladım? Seni hiç incitmemiş bir baba, bir gün bir fiske vurmadı, bir dediğin iki olmuyor... –Keşke babam, her gün dayak atan soyundan olsa... Keşke evimiz konak değil, bir kulübe olsa... Debdebe(ihtişam) var, darat(gösteriş) var, fakat babamdan utanıyorum, anne, anlamıyor musun, utanıyorum. Kanlı katil bir padişahın zulüm aleti... Düşündükçe yere geçiyorum! Sabiha Hanım içinden, "Galatasaray'dan birinci çıktı. Fakat ne yarar, hâlâ Maliye'de küçük bir kâtip. Aylığı terzisine bile yetişmiyor. Babasını beğenmiyorsa, parasını neden sarf ediyor?" dedi. Fakat Hilmi'ye bir şey söylemedi.
Sayfa 62 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
–Hakiki mûsikîden anlayan herkes tabiî... –Hakiki mûsikî mi dedin? Eğer kapitülasyonlar olmasa, muzikacıları da, seyircileri de enselerinden yakalayıp Beyoğlu kaldırımlarına fırlatırım. Şimendifer (tren) düdüğü gibi öten bir sürü yarı çıplak, hayasız, kart Frenk karısı... Saraya tutulmuş gibi gözleri evlerinden uğruyor(fırlıyor) bir alay mart kedisi gibi çığrışıyorlar. Toptaşı saz çalmaya, şarkı söylemeye kalksa, bu işi biraz daha adamakıllı yapardı. –Anlamadığınız bir mevzuu niçin münakaşa ediyorsunuz? –Bana bak Hilmi, ukalalığı bırak, beni dinle. Sen hani Avrupa mûsikîsi de, edebiyat da hayatı temsil eder, diyordun. Fakat sana sorarım, hayatta orta oyununa çıkar gibi, o kadar kalabalık bir ağızla ilanı aşk eden erkek gördün mü? Bilmem sen hiç ölen adam görmüş müsün? Ben çok gördüm. Fakat hiçbirinin bu kadar uzun ve şamatalı bir nutuk icra ettiğine şahit olmadım. Can çekişen bir adamın kolunu, bacağını sallayıp bağırması... Bu hayat ha? Bir de bu şaklabanlıkları bizim İmam'ın torunu, küçük hafıza öğretmek için o sivri sakal, ne idüğü belirsiz herifi tavsiye ediyorsun! Hilmi, babasını işitmemiş gibi, kendi kendine: –Garb'ı Garb yapan mûsikîleri... Onlarda hayat var, fen var... –Bizimkinin ne kusuru var? –Halkın tembelliği, uyuşturucu kanaati, yüksek sınıfların boş ve düşük bir sefahate dalmaları hep bu bizim inleyen, ağlayan mûsikîmizin tesirinden. Kadınlarımızın kafasızlığı, zilleti(aşağılanmışlığı)... –Kadınları bu bahse sokma. Bizimkiler, herhalde Frenk karılarından daha edepli, daha hanım... Onların erkeğinde de, karısında da ben, yüzsüzlükten, açgözlülükten başka bir şey görmedim.
Sayfa 60 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Kitap yorumum
8/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 13:01
Hüseyin Nihal Atsız ile tanışma kitabım oldu. Açıkçası yazarın dilini çok beğendim. Açık, anlaşılır, yer yer nükteli bir dili var. Son elli sayfasında sıkılmadım dersem yalan olur ama yinede iyiki okumuşum dediğim hatta keşke daha önce okusaydım dediğim bir yazar ve romanı oldu. Yüzbaşı Selim Pusat'ın askerlikten men edildikten sonra yaşadığı ruhsal çöküşü, bunalımı, depresif hallerini yazar çok güzel bir şekilde betimlemiş ve o ruhani çöküşü sanki okuyucu da yaşasın istemiş ve bizlere harmanlayarak sunmuş. Alıntıları paylaşmaktan ellerim ağrıdı diyebilirim. O kadar da verimli bir okuma oldu benim için. Her Türk gencinin okuması gereken bir roman ve yazar olduğunu düşünüyorum. Ama size tavsiye bu romanından başlamayın Deli Kurt romanından başlayın. Ya da Bozkurtlar romanından.
Türklük
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma