Çünkü sıradan insanlar yaşam içindeki olayların en önemli halkası olarak her zaman ve sürekli olarak vardır. Dolayısıyla onları atlarsak doğrulardan sapmış oluruz.
Romanları yalnızca özelliği olan insanlarla ya da ilginç olsun diye doğrudan tuhaf ve hayal ürünü insanlarla dolduracak olursak gerçeklerden sapmış oluruz. ,üstelik roman belki ilginçliğinide yitirir.
Diyerek açıklamış Dostoyevski Rus edebiyatının realistliğini.
Bir süre yaşadığımız her yer ancak oraya vedalaştıktan sonra hafızamızda biçim kazanır ve hiç değişmeyen bir imgeye dönüşür. Orada bulunduğumuz ve herşey gözümüzün önünce olduğu sürece tesadüfi yada kalıcı şeylere aynı önemi atfederiz,gereksiz ayrıntılar çok sonra silinir gider. Hafızamızda sadece hatırlanmaya değer olanlar kalır;öyle olmasaydı,hayatımızın tek bir yoluna bile korkmadan,gözümüz kavramadan bakamazdık!
Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım,yalnız insanlar gibidir onlar. Şu veya bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil,yalnızlaşmış büyük insanlar gibi,Beethoven ve Nietzsche gibidirler.