İnsan yalnızdı, çaresizdi. Bitkiler gibi kök verip yüzyıllarca dünyaya tutunamıyor ya da hayvanlar kadar mükemmel koku alamıyor, hızlı koşamıyor, uzakları göremiyor, kanatlanıp uçamıyordu. O yüzden insan insana mecburdu, muhtaçtı işte.
..bütün varlığı bir çift göz olmuş bana bakıyordu.
Sanki bir zaman tünelinden, geçmişten, gelecekten, bildiğim bilmediğim şehirlerden, sokaklardan, şarkılardan tanıdığım ve tanımadığım insanlar onun gözünde birleşmiş bana bakıyordu."
Bu kadar zayıf, narin, ürkek, tek lokmalık eti olan canın yazın sıcağına, kurağına, kışın tufanına, açlığına nasıl göğüs gerdiğine insan akıl erdiremez. İnat serçenin içindeki ateştir, yaşamak inadı. Ürkse de, damlacık kalbi pırpırlansa da yuvasını yaşamak için yapmış serçeyi silemez zaman…
Akıllı serçe boş kırlangıç yuvasını kaparmış. Geçici değildir onlar kalıcılara özgü yorgunluk akar tüylerinden. Hani insan akşama yorgun argın yolları ezbere geçerek evine gelir ya, kapıyı açtığında o bildik koku sarar, kucaklar; işte serçeler de öyle hep öyle aynı evin kokusunu taşırlar.