Ah Aya güzel melek kanatlı kızım...
Her satırın içime o kadar işledi ki...
"Gözyaşı bezlerim ne olur dayanın!
Hüzünler yenilin!
Acı çekiyorsan, acını yaşa!
Ama acına yenilmeyi seçme!"
(Sf.80)
On dört yaşında spina-serebeller ataksi hastalığa yakalanmıştı Aya. Beyincik ve omurilikteki hücrelerin dejenere olması sonucu artık onu zor günler bekliyordu. Ama o hâlâ kendini iyi hissederken durmadan yazdı. Yaşadıklarını, yüzleştiği hastalıkla mücadelesini ve en önemlisi de hiç bitmeyen yaşama sevincini… Yazamayacak duruma geldikten sonra günlüğe annesi ve doktoru devam etti. İnsanlara umut olsun diye Aya'nın izni alınarak kitap oldu.
Aya o küçücük yaşta ne kadar olgun karşıladın sana verilen imtihanı, ne güzel kalbin vardı. İnsanlar sana yardım ederken hep kendini suçladın, insanlara rahatsızlık verdiğini düşünerek özür diledin. Nasıl ince bir ruhtur... Sen hayatımda gördüğüm en naif, zarif, nazik insansın. Hastalığınla savaşırken hep güçlü kalmaya çalıştın en ufak bir iyiye giden durum olduğun da daha da hırslandın ama istemediğin sonucu almayınca umutsuzluğa düştüğün zamanlarda oldu. Yine de yaşamak istedin, yazmak için yaşamak istedin. Kayıplarına rağmen yalnızca gökyüzüne bakabildiğin için kendini şanslı saydın. Seni tanıdığım için o kadar mutlu oldum ki... Her düştüğünde, her ağladığında sana sarılıp ağlamak istedim. Ortak acılarımı seninle paylaşmak istedim. Seni asla unutmayacağım, kalbimin bir köşesinde kalacaksın. Okurken bin damla gözyaşı döktüm...
"Masmavi gökyüzüne doğru bütün gücümle uçup yükselmek istiyorum."
(Sf.193)"
Benim için sindirmesi zor bir kitap oldu. Kas hastası biri olarak Aya ortak acılarımın dili oldu. Duygularımın dili oldu. Engelli birini gördüğünüzde uzun uzun bakmayın, engeliyle ilgili sorular sormayın. Kısacası;
Engelliyi değil "engeli"