Dörtlünün emanetçisi

Dörtlünün emanetçisi
@Kitapsever1814
Yazılarımı, özetlerimi ilim sahibi değil talepkârı olan biri olduğunu bilerek ve "Allah alıntı yaptığım kişiden aile ve neslinden razı olsun" duasını ekleyerek - başka mecralarda paylaşmak üzerede- alabilirsiniz :) :)
Puan vermedi·320 syf.·
41 günde okudu
·
2020 50. kitabı
Nureddin Yıldız
9.3/10 · 1.675 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hz. Peygamber, rüyaya büyük önem verirdi. Bilhassa sabah namazlarından sonra sahâbîlerine “İçinizde rüya gören var mı?” diye sorar, “gördüm” diyenlerin düşünü yorumlardı. İyi bir insan tarafından görülen güzel rüyanın, Peygamberliğin kırk altı kısmından biri olduğunu belirtir. (Buhârî, Ta’bîr 2, 26), bu ümmete Peygamberlikten sonra sâlih rüyaların kaldığını söylerdi. (Buhârî, Ta’bîr 5) Bu sözleriyle o, gönül gözü açık samimi mü’minlerin, rüyalar vasıtasıyla ilâhî müjdeleri, doğru haberleri ve uyarıları her zaman alabileceklerine işaret ederdi. Şimdi size düşlerin en doğrusunu gören Efendimiz’in Sahîh-i Buhârî’de rivayet edilen (Ta’bîr 48) bir rüyasını nakledeceğim. Bizim için dersler ve ibretlerle dolu bu rüyayı Peygamber-i Zîşân Efendimiz ashâbına anlatmış, Semüre İbni Cündeb (r.a.) de onu bize rivayet etmiştir. O sabah Resûl-i Kibriyâ şöyle buyurdu: “- ‘Bu gece düşümde bana iki kişi gelerek ‘Haydi yürü, gidiyoruz’ dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yere uzanmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki kayayı, yere uzanmış olan adamın tepesine indiriyor, başını yarıyordu. Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşın arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu. Adam da daha önce yaptığını aynen tekrarlayıp duruyordu.” Ben yanımdakilere: “- Sübhânallah! Bu nedir?” dedim. “- Yürü, yürü hele dediler. Yürüdük.” Sevgili kardeşlerim! Hz. Peygamber gerek bu adamın gerekse daha sonra gördüğü şahısların kimler ve suçlarının neler olduğunu her defasında sorduğu halde, yanındaki melekler ona hemen cevap vermemişler, gezi bittikten sonra gördüğü olaylar hakkında sırasıyla bilgi vermişlerdir. Bendeniz hem sizi fazla merakta bırakmamak hem de hangi cezanın
Din
EY OĞUL! Sana sekiz öğüdüm var. Yarın kıyamet günü ilminin senden davacı olmaması için bunları kabul et. Bunlardan dördüyle amel et, dördünü de terket. 1-) Terketmen gereken dört şeyden ilki: Gücün yettiği kadar, kimseyle herhangi bir mevzuda münakaşa yapmaktan sakın. Münakaşa; riya, haset, kibir, kin, düşmanlık, böbürlenmek gibi bütün kötü huyların kaynağıdır.  Bil ki, müşkil olan bir mesele hakkında soru sormak, kalbin hastalığını doktora arz etmek; o soruya cevap vermek ise hastalığın izalesi için çaba sarfetmek demektir. Bil ki, cahiller kalpleri hasta olan kimselerdir; âlimler de doktorlardır. Bilgisi az olan âlim, tedaviyi güzel yapamaz. Bilgisi tam olan bir alim de her hastayı değil, ancak iyileşmesi mümkün olan, tedavi olmaya müsait kişileri tedavi edebilir. Eğer hastalık, vücuda iyice yerleşmiş, tedavisi mümkün olmayacak bir duruma gelmişse, usta bir doktorun bu durumda yapacağı: “Bu hastalık ilâç kabul etmez, boşuna uğraşarak vakit kaybetme!” demekten ibarettir. (((Sonra şunu bil ki, cehalet hastalığı dört kısımdır: Bunlardan sadece biri tedavi edilebilir; diğerlerinin tedavisi ise mümkün değildir.  Birincisi:Soru ve itirazları, haset ve öfkesi sebebiyle olan kimsedir. Her ne kadar sen ona en güzel cevaplar versen, açıklasan ve izah etsen de onun öfkesi, kin ve düşmanlığı daha da artar. Bu durumlarda en doğru yol, onun sorularına cevap vermekle meşgul olmamaktır. Sana düşen bu gibi kimselerden yüz çevirmen ve onları hastalıklarıyla baş başa bırakmandır. İkincisi: Hastalığı ahmaklığından dolayı olan kimsedir. Böyle kimselerin hastalığı da tedavi olmayı kabul etmez. Bu kimseler hakkında Hz. İsâ (a.s)şöyle demiştir: “Ben, Allah’ın (c.c) izni ile ölüleri diriltmekte bir zorluk çekmedim; fakat ahmakları tedavi etmekten âciz kaldım.”  Bu gibi kişiler, az
Din