Meraklı, pozitif, yaşamayı seven, kendi hayat amaçlarım doğrultusunda, kendi ilkelerime göre hayatı yaşamayı düstur edinen biriyim. Tabii ben böyle derim de ayna neyi gösteriyor? Bu soruyu birazda hayat cevaplayacak.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendi paramızı yönetirken hikaye güdümlü bir dünya hakkında aklımızda tutmamız gereken iki şey vardır.
1) Bir şeyin gerçek olmasını ne kadar çok isterseniz, o şeyin gerçek olma olasılığını abartan bir hikayeye inanma olasılığınız o denli artar.
2) Herkesin dünyaya bakışı biraz eksiktir. Fakat o boşlukları doldurmak için eksiksiz bir anlatı oluştururuz.
Burada Zweig'ın sözünü ettiği "sıradan bir karakter", Fransa Kraliçesi Maria Antoinette'e aittir. Gerçekten de Maria Antoinette sonunda merdivenlerini çıkacağı taht bağlamında kendisini aday kalacak hiçbir niteliğe ve özelliğe sahip değildir.
18. yüzyıl sonlarının çalkantılı Fransa'sında o, ancak hep aklına estiğini yapan, bulunduğu yer bakımından hiçbir sorumluluk duygusu taşımayan, zengin bir sosyete kadını olmaya aday bir kişiliktir ve yoluna "devrim" gibi sıradışı bir olay çıkmasa, bu sıradanlık onu taşıyan eceliyle ölümüne kadar varlığını hiç sarsırmadan sürdürebilecektir.
Ama sen, ben yaşadığım sürece bu çığlığı duymayacaksın-ancak öldüğüm takdirde bu benden sana ulaşacak, benden, yani seni herkesten çok sevmiş, ama senin tarafından hiç tanınmamış olandan kalan bir miras. Belki de, evet belki de ancak o zaman beni çağıracaksın, ve bende ilk defa sana karşı sadakatsiz olacağım, çünkü ölmüşken artık seni duyamam:sana hiçbir resim ve hiçbir işaret bırakmıyorum, senin de bana hiçbir şey bırakmadığın gibi. Beni asla, hiçbir zaman tanımayacaksın.