Hayat, herkesin maskesini soğukkanlılıkla ve kayıtsızca kendisine gösterir. Sanki herkesin birkaç yüzü var. Bazıları bu maskelerden sadece birini sürekli kullanır. Tabiatıyla bu maske kirlenir ve buruşur.
Daha içinde yaşadığım dünyaya bile alışamamışken, başka bir dünya benim ne işime yarardı ki? Bu dünyanın bana göre olmadığını hissediyordum. Burası bir avuç hayasız, yüzsüz, dilenci fıtratlı, ukala, kabadayı ve gözü gönlü aç insanın yeriydi. Burası yaratılış olarak dünyaya uyumlu, yeryüzü ve gökyüzünün güçleri karşısında kasap dükkânının önünde bir leş parçası için kuyruk sallayan aç köpek gibi dilenip dalkavukluk yapanların yeriydi.
Dahası, şu zamanda, yeryüzünde benim için küçük de olsa değer taşıyan ne olabilir ki? Hayat desen, elden çıkardım, bırakıp elden gitmesini istedim. Ben öldükten sonra, ister kâğıt parçalarından okunsun, ister sittin sene yazdıklarım okunmasın, canı cehenneme! Sadece benim için aciliyet arz eden yazma ihtiyacı sebebiyle yazıyorum. Buna muhtacım. O kadar muhtacım ki... Çünkü fikirlerimi, hayali varlığımla, kendi gölgemle irtibatlandırmak zorundayım.