"Anlamıştım ki ahirette saadet (bahtiyarlık) ancak takva (günahlardan uzaklaşmak) ile, nefsî heva ve hevesten men etmekle olur. Bütün bunların başı da gurur yurdundan (dünyadan) uzaklaşmak, ahirete bağlanmak, bütün varlığımla Allah'a yönelip, kalbin dünya ile olan ilgisini kesmektir. Bunun da ancak makamdan, maldan, insanı yüksek derecelerden alıkoyacak meşgalelerden, alakalardan kaçmakla mümkün olacağı aşikârdır."
"Uzun, dört köşe yüzü, beyaz, seyrek sakalı, büyük, kestane rengi çok yumuşak bakışlı gözleriyle insanın üzerinde garip bir tesir yapardı. Bu bakışlarla karşılaşanlar onu sadece iyilik yapmak için yaratılmış tasavvur ederlerdi. Hani o masallarda başınız sıkıldığı zaman yakıp imdadınıza çağırmak için size sakalından üç tel verip kaybolan ihtiyarlar gibi bir şey."
"Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hülasa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup bittisiyle yaşayan saat, ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamaya ve düşünmeye alışır."