Şimdi de bu yerde bir köprünün hele böyle bir köprünün kurulmasının akıldan ele geçmediği zamanlara dönelim!
Kim bilir bu eski caglarda buradan yorgun ve ıslanmış olarak geçen yolculardan bazıları bu geniş ve köpüklü Irmagi aşarak yolculuklarını kolaylıkla sona erdirecek bir köprünün mucize kabilinden orada bulunuvermesini ne kadar büyük bir içtenlikle dilemişlerdir. Çünkü insanlar orada yaşamaya ve bunun güçlüklerini yenmeye çalıştıklarından beri herhalde bir geçit kurmak çarelerini de düşünmüşlerdir. yalnız herkesin hülyası verimli, iradesi de istediklerini gerçekleştirecek kadar güçlü olmaz.
Bu köprünün hayali belli belirsiz ilk defa 1516 yılının bir sabahında kendisini köyden alıp da uzaklara parlak ve korkunç İstanbul'a götürmek üzere burada geçirdikleri gün yakınlardaki Sokolovic köyünden on yaşlarında bir oğlan çocuğunun kafasında Canlanmıştı.
Üç yanı koyu yeşil dagllarla çevrilmiş başının üstünde yıldızlı ya da bulutlu bir gök kubbesi, önünde ardı mavi dağlarla kapalı küçük bir amfiteatr gibi uzanmış bir ufuk.... sevincini, üzüntüsünü ya da boş vaktini böyle bir yerde geçirmek... acaba dünyada kac zengine ya da vezire nasip olmuştur? Şüphesiz az pek az kişiye...
oysa yuz yıllardan beri, bizimkilerden Nice nice kişiler gelip bu sofaya oturmuş, güneşin dolmasına akşam ezanına ya da başı üstündeki gök kubbenin belirsiz bir biçimde değişmesini beklemiştir. Kim bilir kaç kişi burada oturup bu düzgün parlak tasa dirseklerini dayamış yüzünü avuçları içine almış ışığın dağlar üzerinde bulutların gökyüzünde bitmez tükenmez Oynaşmalarını seyrederek, ÜLKENİN HEP AYNI -yalnız başka başka biçimlerde düğümlenmiş- KADER YUMAĞINI ÇÖZMEYE ÇALIŞMIŞTIR.
Bu köprü her çeşit cinler ve canavarlarla savaşmak çocukları diri diri duvarlara gömmek zorunda kaldıkları söylenen eski zaman mimarlarının ne kadar akıllı kişiler olduklarına da bir örnektir. Onlar yalnız binanın sağlamligina ve güzelliğine önem vermekte kalmamış, gelecek kuşakların rahatıni ondan ne türlü yararlanabileceklerini de düşünmüşler.
Ama Müslüman ve Hristiyan çocuklar bu konuda hiç kavga etmezlerdi. Her iki tarafta kendi inancının doğruluğundan emindir. Bir kimsenin inancını ve görüşüne bir başkasının değiştirdiği hiç görülmemiştir.
kagnı gölgesindeki it' adlı romanda anlatılan 1954.957 yılları arasında DP milletvekilligi yapan 1957 seçimleri sırasında genel başkan tarafından veto edildiği için tekrar seçilemeyen zubukun hikayesidir