Oidipus’un kızı ve aynı zamanda kardeşi Antigone’un hikayesi, apayrı bir tragedyayı anlatıyor ve en az ilk hikaye kadar güçlü olduğunu söyleyebilirim. Temelde tek bir kişi/varlıkta ağırlık koyan dönemin tiyatrolarında yenilik unsuru ekleniyor burada. İki uç var, iki ayrı kutup. Bir tarafta kararlı, soğukkanlı ve baş kaldıran Antigone; diğer tarafta hırslı, öfkeli ve despot Kreon. Kreon’un kardeşlerden birisini gömerken ötekini açıkta bırakma emri, tanrılara bile karşı gelip kendi bildiği doğruları yaptığını bize açıkça gösteriyor. Ölüsü de bizim için düşmandır diyerek ölü bir bedene canlı bir varlığın yapabileceği en kötü şeyi yapıyor. Önceki hikayelerde Kreon’un (belki yönetime geçmesinden dolayı) acımasızlaştığını ve ruhunun daha çalkantılı hale geldiğini görebiliyoruz. Değişken, sırf dedikleri olsun diye bazen çocuk gibi saçmalayabilen ve kendi kurallarını tanrılardan bile üstün tutan birine dönüşüyor. Bu da insanların zamanla nasıl değişebileceğinin güzel bir örneği. Antigone, kararlı yapısıyla kendinden (kardeşi İsmene gibi) ödün vermeden, ne olursa olsun erkek kardeşini gömmesi ve ölümü göze alması, fedakarlıktan çok disiplinli bir ruhun göstergesi. Fedakarlığı daha çok İsmene’de görüyoruz, çünkü başlarda Antigone’a yardım etmekten korkarken sonra kralın yanında kendini feda ederek kardeşinin suçunu paylaşmak istemişti. Bu hikayeden çıkaracağımız ana başlık ise gurura kapılıp fevri davranmak, insana büyük acılar çektirerek olgunlaşmasını öğretecektir.