Öyle veya böyle, nehir meselesi, insan deneyiminin doğası söz konusu olduğunda çok daha yavan bir şeymiş gibi görünüyor. Her zaman değişen şeylerle karşılaşırız, fakat bu çeşitlilik görünümünün ardında daha önemli ve daha temel bir birlik vardır : "Soğuk şeyler ısınır, ısınan soğur, ıslanan kurur, kavrulan nemlenir:· Herakleitos, duyuların yanıldığını söylemez sadece, zira "görme, işitime ve deneyimlemeyle gelen, bunları kayırıyorum" diye ekler.
Hatta yaşam ile ölümün bile bir olduğunu söyleyerek devam eder Herakleitos. "Aynı şey yaşam ile ölüm, uyanıklık ile uyku, genç ile yaşlı ... çünkü şu değişenler bunlar oluyor ve bu değişenler şunlar oluyor:· Karşıtlar değişim sayesinde birleniyorlar : Birbirilerine dönüşüyorlar. Şu halde evrenin temel hakikati değişimdir. En yüce, yani "tanrısal" bakış açısı tüm karşıtlıkları birlikte görür:
"Gece ile gündüz, yaz ile kış, savaş ile barış, bereket ile kıtlık" hepsi aynıdır. Tanrısal bakış açısıyla, iyilik ve kötülük de aynıdır.
İki bin yıl sonra, Profesör Hegel, Herakleitos'un karşıtların birliğinin dönen girdabında, yeni "dünya felsefesi''nin nüvesini, "spekülatif mantık"ın kökenlerini ve sürekli değişim şeklindeki tarihsel mefhumu buldu. Hegel'in, tez ile antitezin sentez arayışındaki savaşı kavramı hem Marx'ın diyalektik materyalizmine hem de savaş ve çatışmanın arındırıcı güçleri şeklindeki faşist ideolojiye doğrudan yol verdi. Ama diğer taraftan, Herakleitos'un
kendisi şöyle ilan etmişti:
"Savaşın her şeyde ortak olduğunu ve çatışmanın adalet olduğunu bilmelisiniz:' Yalnızca savaşın hararetidir; "kimilerinin Tanrı, kimilerininse yalnızca insan olduklarını, bu ikincileri kölelere ötekileri efendilere döndürmek suretiyle kanıtlayabilen."