Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Niye ki bu bitmek bilmez yaratış, Yok olacaksa bir gün her yaratılmış!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnanç Sıçraması
Kierkegaard'ın ifadesiyle, ''Yaşayan Tanrı'nın ellerine düşmek korkunçtur'' belki, ama insan artık kendi yaşamıyla barışabilecektir.
Öznel Doğru, Kierkegaard
...Sadece gerçekten önemli olan doğruların kişisel olduğunu kastediyordu. Ancak bu tür doğrular 'Benim için doğru'dur. ... Dolayısıyla Tanrı'nın olup olmadığına ilişkin felsefi soru ile bireyin bu soruyla olan ilişkisi arasında ayrım yapmalıyız. Böyle sorular karşısında birey tek başınadır. Ve ancak inanç yoluyla yaklaşabileceğimiz sorulardır bunlar. Akılla kavrayabileceğimiz şeyler Kierkegaard için pek önemli değildi. 8+4=12, Sofie. Bunu kesinlikle bilebiliriz. Descartes'tan beri tüm filozofların sözünü ettiği akla ait doğrulardan biridir bu. Peki ama akşam duasında bunu söylesek olur mu? Ölüm döşeğindeyken buna mı kafa yoracağız? Hayır, bu tür doğrular istedikleri kadar 'nesnel' ve 'genel' olsunlar, bireyin varoluşu açısından bir şey ifade etmezler. ''Ya inanç?'' Yanlış bir şey yaptığında, ilgili kişinin seni bağışlayıp bağışlamadığını bilemezsin. Ama işte bu yüzden senin için bunun varoluşsal bir önemi vardır. Canlı bir ilişki içinde olduğun sorudur bu. Başka birinin senden hoşlanıp hoşlanmadığını da bilemezsin. Olsa olsa umabilirsin ya da buna inanabilirsin. Yine de, üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğu gibi tartışılamaz bir doğrudan çok daha önemlidir bu senin için. İlk kez öpüşen biri de 'nedensellik yasasını' ya da Kant'taki 'algının biçimleri'ni düşünüyor olamaz.
Buddha ve Kierkegaard
Günün birinde bir rahip Buddha'nın önemli sorulara, örneğin dünyanın ya da insanın ne olduğu soruların açık seçik yanıtlar getirmediğini söyler. Buddha buna karşılık zehirli bir okla yaralanmış birinden söz eder. Bu insan hiçbir zaman kuramsal bir merakla okun neden yapıldığını, hangi zehire batırıldığını ya da nasıl bir açıdan atıldığını merak etmeyecektir. ... Hem Buddha hem de Kierkegaard ancak kısa bir süre için var olduklarını kuvvetle hissediyordu. Ve öyle olunca insanın masanın başında oturup dünya tini hakkında fikir karalayacak hali olmaz.
Avrupa İflasın Eşiğinde
Özellikle yşamının sonuna doğru Kierkegaard tüm Avrupa kültürüne sert eleştiriler yöneltti. 'Bütün Avrupa iflasın eşiğinde' diyordu. Tutkuların ve bağlılığın olmadığı bir dönemdi bu onun gözünde. Kilisenin aldırışsız ılımlılık göstermesini de şiddetle yeriyordu. Pazar günü Hristiyanlığı dediği şeyi eleştirirken dur durak bilmiyordu. ... Kierkegaard için Hristiyanlık aynı zamanda hem o kadar güçlü ve etkileyici hem de o kadar akıl dışıydı ki, ancak ya evet ya da hayır denebilecek bir şeydi. 'Birazcık' ya da 'bir dereceye kadar' Hristiyan olmak mümkün değildi. Çünkü Tanrı, yani İsa ya Paskalya'da gökyüzüne yükselmiş ya da yükselmemişti. Ve eğer gerçekten öldükten sonra dirildiyse, gerçekten bizim için öldüyse, bu o kadar önemli bir şeydi ki, tüm hayatımızı belirlemesi gerekirdi. Kierkegaard yaşadığı dönemde kilisenin ve insanların pek çoğunun dini sorular karşısında aşırı rasyonalist bir tutum aldıklarını gördü. Bu onun için kabul edilemez bir şeydi. Din ve akıl, ateş ve su gibiydi. Hristiyanlığı 'doğru' olarak kabul etmek yeterli olamazdı.