Kubowski

İklimler
insanlar basit nedenlerle mutlu, daha da basit nedenlerle mutsuz olacak şekilde yaratılmıştır. aynen basit bir nedenle doğmaları ve daha da basit bir nedenle ölmeleri gibi. Nuri Bilge Ceylan
Film
Reklam
Sonuçta hastalığını körüklemekten, tükenen yaşamını artan acılara bürümekten başka bir işe yaramasa da, uzaklarda şifa bulmak için yola koyulan bir hastayla alay eden, soluksuz kalan bir yüreğin, vicdan azabından kurtulmak ve ruhunun acılarına bir son vermek üzere kutsal mezara varan bir yolculuğa çıkmasını hor gören kimseler umarım ki alçakça bir son bulurlar. Sarp bir yolda tabanlarının bastığı her adım, bu kaygı dolu ruh için bir damla dermandır ve yolculuğa dayanabildiği her gün bu yüreğin soluk almasını sağlar. - Ey siz yumuşak döşeklerinde oturan sözcük tüccarları, buna delilik demeye hakkınız var mı? – Delilik! – Tanrım, gözyaşlarımı görüyorsun! Sen ki bütün yaratılışı seven Tanrı, insanı yoksul yarattın, niçin ona bir de şu birazcık yoksulluğu, sana ve sonsuz sevgine duyduğu şu birazcık güveni elinden alacak kardeşler verdin! Çünkü şifalı bitkilere, üzüm bağının gözyaşlarına duyduğumuz bu güven, her dakika gereksinimini duyduğumuz sağaltıcı ve dindirici bir gücü bizi çevreleyen her şeye yerleştirdiğine dair bir güvenden kaynaklanmıyor mu? Ey tanımadığım Yaratıcı! Bir zamanlar tüm ruhumu sarmıştın, ama şimdi bana yüz çevirdin! Çağır beni yanına! Boz bu suskunluğunu! Suskunluğun, susamış ruhumu yanına gelmekten alıkoyamayacaktır. Bir insan, bir baba kızabilir mi? Hiç beklenilmediği bir anda yanına dönen oğlu boynuna sarılsa ve haykırsa: Döndüm, baba! Senin öngörmüş olduğun süre kadar dayanamadığım ve bu yolculuğu yarıda bıraktığım için kızma bana. Dünya her yerde aynı: Çabalıyor ve çalışıyoruz, karşılığında da ücretimizi alıyoruz ve seviniyoruz; ama bundan bana ne? Ben, yalnızca senin olduğun yerde huzur bulabilirim, yalnızca senin huzurunda acı çekmek ve sevinmek isterim. Ey göklerdeki Babam, gelsem beni kovar mısın?
Sayfa 118 - Can·Kitabı okudu
Edebiyat
İnsanın yazgısı, başına gelenlere sonuna dek katlanmaktan, sunulan kâseyi içip boşaltmaktan başka ne olabilir? - Göklerdeki Tanrı bile, badeyi insan dudağıyla tattığında, onu fazlasıyla acı bulduysa eğer, neden büyüklük taslayayım, bu kâse bana tatlı geliyormuş gibi davranayım? Tüm özümün varlıkla hiçlik arasında titreyip durduğu, geçmişin şimşek misali geleceğin karanlık uçurumunda parladığı ve çevremde her şeyin yittiği, dünyanın benimle birlikte yok olduğu bu korkunç anda niçin utanmalıyım? "Tanrım! Tanrım! Beni niçin bıraktın!" diye haykıran ses, tümüyle kendi içine sıkışan, kendinden yoksun kalan ve karşı konulmazcasına yitip giden insanın, kendi içsel derinliğinde bu yok oluşa karşı koymaya çalışan gücünün sesi değil midir? Gökyüzünü bir perde gibi açıp kapatan Tanrı bile o andan kurtulamadıysa eğer, o andan korktuğumu dile getirmekten ben neden utanayım ki?
Sayfa 114 - Can·Kitabı okudu
Edebiyat
Bir Kitabın Sayfaları
Baktım rüzgârsın sen baktım çamaşır ipini zorluyorsun hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun ayağına terlik giy bildiğimiz şeylerin taşında yalınayak geziyorsun. biz satranç oyuncusuyuz sevgilim üzerimizde kara bir leke biz satranç oyuncusuyuz inanmıyoruz ceketlere düğmelere inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe işte yitirdik bütün taşlarımızı darmadağınık oyun tahtası bir tek şahımız duruyor sevgilim, o da evli, iki çocuk babası. kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim uykumuzu bölüyor buradan çocukluğumuza kadar buradan çocukluğumuza kadar bir telaş içi boş kuşları kovalıyoruz ve bir sebep arıyoruz herkese küsmek için hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
Şiir
Bir oyuncakçının vitrinine bakar gibiyim, küçücük adam ve küçücük at figürleri önümde hareket ediyor ve ben kendi kendime, bunun görsel bir aldatmaca olup olmadığını soruyorum. Ben de oyuna katılıyorum, daha doğrusu, bir kukla gibi hareket ettiriliyorum ve bazen yanımdakilerin tahtadan yapılmış ellerini tutunca ürperiyor, irkiliyorum. Akşam, gün doğuşunu izlemeyi tasarlıyorum ve sabah yataktan kalkamıyorum; gün boyunca ay ışığını bekliyorum, sonra da akşam, odamdan çıkamıyorum. Ne uğruna uyandığımı, ne uğruna uykuya yattığımı bilmiyorum. Yaşamımı bir zamanlar devindiren maya yok artık; derin gecelerde beni uyanık tutan, sabahları beni uykudan uyandıran o uyarıcı çekicilik yitip gitti.
Sayfa 88 - Can·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam