Kubowski

Her çeşit cinsel sevginin temelinde, yaratılması gereken varlığa yönelmiş bir içgüdünün bulunduğunu kesin olarak anlatabilmek için daha derin çözümlemeler yapmak gerekir. Şimdi, bunu yapmaya çalışalım. Her şeyden önce, aşkta, erkeğin, yapısı gereği vefasızlığa; kadının ise vefalı bir davranışa eğilimli olduğunu söyleyelim. Erkeğin aşkı, doygunluğa erdiği andan sonra, gözle görülecek biçimde azalır; önüne çıkan her kadın, elde ettiği kadından daha çekici gelir ona; çeşitliliği arzulamaya başlar. Kadının aşkı ise, doygunluğa erdiği andan sonra artmaya başlar. Bu, doğanın amacının, türün sürdürülmesi ve elden geldiğince çoğaltılması olmasının bir sonucudur. Erkek, bir yılda, yüzden fazla çocuğu kolaylıkla yapabilir; oysa kadın, ne kadar erkekle sevişirse sevişsin, yılda ancak bir çocuk yapabilir. (Bir batında birden fazla çocuk dünyaya getirme durumunu saymazsak.) İşte bundan ötürü, erkeğin gözü her zaman başka kadınlardadır; oysa kadın, bir tek erkeğe iyice bağlanır. Çünkü doğa onu, kendisi farkına varmaksızın, gelecekte doğacak çocuğun besleyicisini ve koruyucusunu elde tutacak biçimde davrandırmaktadır. Bu bakımdan, evlilik hayatında erkeğin gösterdiği sadakat yapay, kadınınki ise doğal ve kadının kocasını aldatması, hem sonuçları bakımından nesnel olarak hem de doğaya aykırı bulunmasından dolayı öznel olarak, erkeğin aldatmasından daha güç bağışlanan bir suç olarak görülmüştür.
Sayfa 41 - YKY·Kitabı okudu
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gerçekten de içgüdü, her zaman, bir amacın kavranılmasından doğan bir davranış gibi görünmektedir. Ama böyle bir kavrayıştan da her zaman yoksundur. Doğa, içgüdüyü, bireyin bu amacı kavrayamayacağı ya da bu amaca yönelmek istemeyeceği her yere sokmuştur. Bundan ötürü, içgüdü genel olarak hayvanlara ve özellikle onların en gelişmemişlerine ve anlayışları en az olanlarına verilmiştir. Ama bu içgüdü, bizim ele aldığımız konuda, insana da verilmiştir. İnsan bu amacı kolayca kavrayabilir, ama gerekli coşkunluk ve bağlılıkla, amacın peşinden gitmeyebilir. Bu durum da, bütün öteki içgüdülerde olduğu gibi, hakikatin, iradeyi etkileyebilmek için bir hayal, bir kuruntu haline girdiğini görüyoruz. Erkeği, güzelliğini öteki kadınların güzelliğinden daha çekici bulduğu kadının kollarında en derin hazzı bulacağına inandıran şehvet dolu bir hayal, bir aldanıştır bu. Ya da sadece belli bir bireye yönelmiştir ve bu, kadının elde edilmesinin en büyük mutluluğu sağlayacağı konusunda, erkeğe sarsılmaz bir inanç vermiştir. Bundan ötürü erkek, kendi hazzı için sıkıntıya girdiğini ve fedakârlıklar yaptığını düşündüğü halde, aslında, türün temel tipini sürdürmete ya da sadece bu birleşmeden doğabilecek özel bir tipin ortaya çıkmasına ön ayak olmaktadır. Burada içgüdünün karakteri o kadar açık biçimde dile gelmekte ve amacın bulunuşunun kavranması ile bağdaşan bir hareket yapılmış gibi göründüğü halde böyle bir kavrayış öylesine bulunmamaktadır ki, hayale ve aldanışa kapılan kimse, kendisini güden asıl güçten, yani üremeden tiksinmektedir. Nitekim, evlilik dışı bütün gönül maceralarında bunu açıkça görürüz. Buraya kadar açıkladığımız gerçeklerin ışığında, herhangi bir âşığın en sonunda ulaştığı hazdan sonra bir hayal kırıklığına uğramasını ve bunca şiddetle istediği şeyin, herhangi başka bir
Sayfa 39 - YKY·Kitabı okudu
Felsefe
Bütün aşk serüvenlerinin son amacı, gelecek kuşağın ortaya çıkması’ndan, yaratılmasından başka bir şey değildir.
Sayfa 32 - YKY·Kitabı okudu
Felsefe
Mutluluğa ulaşılabilir mi? Hayır çünkü irade yöneldiği amaçlara ulaşmış olsaydı, tam bir hareketsizlik haline girecek; dürtü, içtepi, istek ortadan kalkacak ve böylece irade, yaşama-iradesi olarak ortadan silinip gidecekti. Demek ki doyuma ulaşmanın olanaksızlığının, yaşama-iradesinin doğasında ve özünde bulunması gerekir.
Sayfa 25 - YKY·Kitabı okudu
Felsefe
Zamandaki herhangi bir anın ve mekandaki herhangi bir yerin konumu, bütün öteki anların ve yerlerin konumuyla belirlenmiştir.
Sayfa 20 - YKY·Kitabı okudu
Felsefe