Tıpkı peyzaj şehirler, memleketler büyük dağ silsileleri, ormanlar, nehirler, hülasa aslında seyahat dediğimiz şeyi yapan bütün şeylerin üstünden atlayarak birdenbire sizi gitmek istediğiniz yere birkaç sarsıntı, birbiriyle bağsız birkaç düşünce ve duyu arasında bırakıveren bir hava yolculuğu gibi bütün bir şiir ve hülya çağını vakitsiz atladığını seziyordu.
Onun için orijinal, hatta nadir eşyanın büyük bir mânası yoktu. Güzel, inhinalı, yumuşak çizgiler, girift ve ince helezonlar birbirini kovalasın, iyi kabartılmış şekiller bu çizgi arabeskinin arasında birbiriyle kucaklaşsın ve renkler gözlerinin önünde o sıcak ve sarhoş rakslarını yapsınlar, onu oldukları yerden alsınlar, kendi yaşanmamış hayatından başka bir yere, ya eskiye, yahut uzağa götürsünler... Bu elverirdi. Onun bütün bu eşyadan istediği şey, hülyasına bir çerçeve olmaları, ona bir firar kapısı açmalarıydı. Tesadüf ettiği şeylere sahip olmayı pek az isterdi. Behçet Bey, bütün ömrünce, yerinden kımıldanmadan “Kaçmak, gitmek!” diye çırpınanlardandı.
Sadece "geri adım"dır esas yürümeyi bildiren. Heidegger bu derin düşünceli epoche'ye (durma) tekrar tekrar döner: Kısa süre için durmak: sürüp gitmek, hareketsiz durmak, kendinde ve kendi içinde duraklamak, yani sükünet içinde durmak demektir. Goethe çok güzel bir mısrada şöyle der: "Keman susar, dansçı durur." Dansçı hareket etmeyi bıraktığı anda uzamı bütünlüğünün ayırdığına varır. Bu duraksama anı, tamamen farklı bir dansın başlamasının koşuludur.
Her mesafe şeffaflık toplumuna ortadan kaldırılması gereken bir olumsuzluk olarak görünür. Şeffaflık toplumu kendi iç mantığı gereği her tür mesafeyi yok eder. Sonuçta şeffaflık “bakışın, gördüğü her şeyle rastgele ilişkiye girmesi” (promiskuitat), yani fahişeliktir. Bakış nesnelerin ve resimlerin sürekli ışınımlarına maruz kalır. Mesafenin yokluğu algıyı dokunsal ve yoklayıcı hale getirir. Dokunsallık, fiziksel olmayan bir teması, “göz ve resmin birbirine bitişikliği” ni tanımlar. Mesafenin yokluğundan ötürü estetik bir müşahede, bir oyalanma mümkün değildir. Yakınlığı yok eser daha ziyade. Yakınlık mekân açısından zengindir, mesafesizlik ise mekânı yok eder. Yakınlığa uzaklık nakşedilmiştir. Bu nedenle geniştir. Bu nedenle Heidegger “uzaklığa katlanan saf yakınlık”tan bahsetmiştir. Ama “uzaklığın yakınlığının acısı” giderilmesi gereken bir olumsuzluktur. Şeffaflık her şeyi ne yakın ne de uzak olan bir örnek mesafesizliğe doğru uzak-laştırır (ent-fent)