Annem su kaplumbağamı alıp özgürlüğüne kavuşsun diye bahçenin çimenlerine salmıştı. Yaşamımızda tek hatasız olaydı bu.... Ağlamış ve beklemiştim... Neyi... Belki de aşkın gelişini kimse söylemedi bana. Biri ölmüştü, henüz yirmi üç yaşındaydı, adı Deniz,di ; Günaydın gazetesi çimenlerin üzerinde öylece duruyor, tarih " altı mayıs bin dokuz yüz yetmiş iki" yi gösteriyordu. Herşey sonsuz durgunluktu. Onun gözleri bir kader, bir gölge, fırtınanın sarstığı bir kayık...
Evet, büyüdük, çalıştık, eğlendik, nadir de olsa mutlu olduk ama yaşadıklarımızın hepsi bir hiç olacak. Ve bir hiçliğin içerisinde yaşadığımızı bilmek, insan ruhuna vurulmuş en büyük darbedir.